Son iki yazımdan sonra birçok okuyucum aynı şeyi söyledi.
“Yeni ne duydun?”
Haklılar…
Bizim köşe yazılarının biraz da raconu bu.
Duyduklarımızı, gördüklerimizi, bazen de içimize oturan hikâyeleri yazmak…
Ama insan her defasında “Daha ne kadar iğrençleşebilir ki?” diye düşünürken, hayat önüne bir hikâye daha çıkarıyor.
Geçtiğimiz günlerde bir abimle oturuyorduk.
Sohbet sırasında Almanya’dan gelen yakın bir arkadaşından bahsetti.
Anlattıkları hâlâ aklımdan çıkmıyor.
Yıllarca kimseye anlatamadığı çocukluk travmasını ilk kez paylaşmış.
Küçük yaşlarda babasının cinsel istismarına maruz kaldığını anlattığında masada oturamadım.
Kalkıp lavaboya gittim.
Midem bulandı.
İnsan bazen duyduğu bir acının yükünü kendi omuzlarında hissediyor.
Şimdi evli.
Bir çocuğu var.
Dışarıdan bakınca herkes gibi…
Ama ruhu hâlâ o küçük çocuğun yaşadığı evde sıkışıp kalmış.
Babası yıllar önce vefat etmiş.
Eskişehir’e geliş sebeplerinden biri de mezarına gidip isyan etmekmiş.
Bu cümleyi duyduğum an kalbime biri bıçak sapladı sanki.
Eve geldiğimde yazmak istedim.
Ama elim klavyeye gitmedi inanın.
Çünkü bazı acılar haber değildir.
Bazı acılar sadece insanın içine çöker.
Unutmayacak, biliyorum.
Ama umarım bir gün ruhu gerçekten iyileşir.
Tek dileğim bu.
…
Son günlerde kafam sürekli aynı soruda takılı kalıyor.
Biraz sevmek gerçekten yeterli mi?
Çevreme bakıyorum.
Maddi durumu oldukça iyi olan birçok insanın mantık evliliği yaptığını görüyorum.
Üstelik bunu saklamıyorlar da.
“Biraz sevmek yeter.” diyorlar.
Ama gerçekten yetiyor mu?
Yakın zamanda konuştuğum bir arkadaşım, iki yıllık evliliğini bitirme noktasında.
Boşanırlar mı, vazgeçerler mi bilmiyorum.
Belki pişman olacaklar.
Belki yeniden deneyecekler.
Ama bugün geldikleri noktaya baktığımda gördüğüm şey şu:
Maddi gücün üzerine kurulan bir evlilik, sevgi ve güvenle beslenmediğinde ayakta kalamıyor.
Üstelik ortada bir çocuk da var.
Yani klasik bir hikâye aslında.
Sadece isimler değişiyor.
İki yıl boyunca bitmeyen kavgalar…
İki yıl az bir süre aslında ama işte!
Sürekli şüphe…
Sürekli hesap sorma…
Öyle ki olay araca takip cihazı taktırmaya kadar gitmiş.
İşte burada ben de bir kadın olarak şunu soruyorum:
Hiç mi güvenmedin?
Güvenmediysen neden evlendin?
Çünkü ben güvenmediğim bir adamla beş dakika bile duramam.
Onu takip etmekle, telefonunu kurcalamakla, hayatını kontrol etmeye çalışmakla uğraşmam.
Benim için güven bittiyse ilişki de bitmiştir.
Kimse boşanmak için evlenmiyor elbette.
Ama neden evlenirken birbirimize dünyanın en güzel sözlerini söyleyen insanlar, boşanırken birbirlerinin en büyük düşmanı oluyor?
Neden iş, mal paylaşımına…
Arabaya…
Eve…
İnatlaşmaya…
Ve ego savaşlarına dönüşüyor?
Hatta arada en çok çocuk kullanılıyor?
Bazen bunları dinlerken bile yoruluyorum.
O sürecin içinde olmayı düşünemiyorum bile.
Allah o süreçleri yaşatmasında..
İnanın 33 yaşındayım.
Ve gördüklerim beni evlilikten korkutur hâle getirdi.
Belki de bu yüzden artık yalnız kalmaktan korkmuyorum.
Yanlış insanla imza atmaktan korkuyorum.
Çünkü evlilik biraz da ortaklık gibi değil midir?
Bir şirket kurarken ortağımıza güvenmek zorundaysak, ömrümüzü paylaşacağımız insana da güvenmek zorundayız.
O yüzden yanlış biriyle atılmış bir imzadansa, doğru bir yalnızlığı tercih ederim.
Belki fazla inceliyorum.
Belki fazla sorguluyorum.
Ama ben hayatımın en zor gününde yanımda durabilecek birini istiyorum.
Hastalandığımda elimi tutabilecek…
Düştüğümde beni kaldırabilecek…
Hiçbir şey söylemeden omzuna yaslandığımda bana “Geçecek.” hissini verebilecek birini…
Ben eşten önce en iyi arkadaş arıyorum.
Bir gün birlikte kahkahalar atalım.
Ertesi gün birlikte ağlayabilelim.
Hiçbir şey yapamasak bile aynı sessizliği paylaşabilelim.
Ve hatta bir gün yollarımız ayrılacaksa da helalleşerek güzellikle gidelim hayatlarımızdan..
İlişkilerin neden bu kadar entrikaya dönüştüğünü anlayamıyorum.
Neden “biz” olmak yerine sürekli “sen-ben” savaşına giriyoruz?
Neden sevgiyi bile egoyla ölçmeye başladık?
Hayatımdaki insan benimle ego savaşına girerse…
Hiç düşünmeden savaşı ona bırakırım.
Ve sessizce çıkar giderim.
Aradın aramadın kavgaları..
Sen ben savaşları..
Hayır bunları istemiyorum!
Seviyorsan yüreğinde varsa çıkarsız koşulsuz adım atıyorsun zaten.
Artık kimseyle yarışacak yaşta değilim.
Enerjimi sevgiyi ispatlamaya değil, sevgiyi yaşamaya harcamak istiyorum.
İnsan hayatını zorlaştıracak değil…
Bizi yoran ilişkilerde sağlıklı iletişim aramayın.
Çünkü sevgi, insanın hayatını zorlaştırmaz.
Gerçek sevgi; yanında kendin olabildiğin, sustuğunda bile huzur bulabildiğin kişidir.
Sevgilerimle..