9 gün nasıl geçti zerre bir şey anlamadım.
Bunun tam 4 günü ev temizlemekle geçti.
Ev işi ne kadar nankör bir iş ya…
Delirmiş gibi temizlediğin ev, beşinci gün tekrar dağılmaya müsait.
Gerçekten çıldırmalık.

Ah her neyse…

Öncelikle geçmiş bayramınız kutlu olsun.

Eskiden bayramda tatile gidenlere kızardım ben.
“Bayram dediğin küslerin barıştığı gündür” derdim.
“Hayat kısa” derdim.

Barışmayın ya.
Vallahi bak…

Herkes barışmayı hak etmiyor.

Bayram dört gün…
İnsanların nankörlüğü ise bazılarına ömür boyu sürüyor.

O yüzden sırf bayram diye kimsenin yüzüne gülemedim ben bu sene.
Hak eden neyse onu yaşasın biraz da.

Ay hep biz mi alttan alacağız ya?
Biraz da karşı taraf kendi muhasebesini yapsın.
Biz yorulduk.

Neyse…

Bu köşe yazımda asıl anlatmak istediğim konuya geçmeden önce, bayram boyunca sinirimi bozan bir şeyi yazmadan geçemeyeceğim.

Bir tanıdığımızın uslanmaz çocuğu…

Şimdi bazıları hemen diyecek ki;
“Çocuktur yapar.”
“Çocuktur şımarır.”

Ben bu cümlelere tokum artık.

İki kardeş bunlar.
Biri 17 yaşında, biri 10.
Ama küçük olan öyle bir alışmış ki pohpohlanmaya…

Bayram boyunca koltuk tepelerinde zıplıyor, evin içinde sanki Amazon ormanlarında hayatta kalma programı çekiyor.

Geçen bayram abisiyle tartışınca sinirlenip önündeki ilk bulduğu şeyi fırlatmıştı.
Neyse ki kimseye bir şey olmadı.

Ama olay nasıl kapandı biliyor musunuz?
“Kesin abisi kızdırmıştır.”

Oldu canım.

Başkalarının çocuğuna bir yere kadar karışabiliyorsunuz.
Bir şey deseniz suçlu siz oluyorsunuz.

İnanın sinirden geçen bayram tırnaklarımı yedim.

Bu bayram da elektrikli motora binmemesi söylendiği halde gidip anahtarı almış.
Motoru vermeyince de abisine saldırmış.

Hayatımda ilk defa “başkasının çocuğu” diyemedim.
Sesimin tonu bütün mahalleyi inletince çocuk bir anda muma döndü.

Çünkü ilk defa bir sınır gördü.
İlk defa gerçekten bir büyüğünden çekindi.

Bakın…
“Ağam paşam benim oğlum” diyerek her yanlışını alkışlarsanız, ileride ortaya nasıl insanlar çıkacak gerçekten merak ediyorum.

Sevin çocuğunuzu.
Öpün, sarılın, gurur duyun.
Ama durması gereken yeri de öğretin.
Saygıyı öğretin.
Özür dilemeyi öğretin.
“Hayır” cevabını kabul etmeyi öğretin.

“Çocuğuma söz geçiremiyorum” cümlesini ben kabul etmiyorum.
Çünkü anne baba dediğin sadece sevmez.
Gerekli yerde sınır da koyar.

Ah her neyse…

Bunu yazmadan geçmek istemedim çünkü sırf bu sınırsız büyütülmeler yüzünden çocuklar bambaşka karakterlere dönüşüyor.

Gelelim asıl meseleye…

Ben böyle konuşulmayan, üstü örtülen şeyleri yazabildiğim için bazen okuyucularımdan çok ilginç mesajlar geliyor.

Bu kez gelen mesajı okuyunca sinirim bozuldu.

Bir kadın okuyucum yazmış.
Anlattığına göre eniştesi, ona rahatsız edici şekilde yaklaşmış.

“Beraber bir yerlere mi kaçsak, otel falan?” tarzında bir konuşma geçmiş.

Bir dur enişte bey…
Bir dur.
Şu an gündemimiz seni kaldırmaya gerçekten müsait değil.

İnsan okuyunca sinirleniyor ister istemez.

Kadın haliyle çok sert tepki göstermiş.
Sonrasında da iletişim tamamen kopmuş zaten.

Şimdi soran olacak;
“Gerçek mi bu?” diye.

Ben de gelen her mesaja inanan biri değilim elbette.
Ama bazı hikâyeler var ki insanın içini gerçekten daraltıyor.

Gördüğüm mesaja mı üzüleyim, gelinen noktaya mı bilemedim.

Aklımda tek bir soru var:
Kime güveneceğiz?

Gerçekten tüm samimiyetimle soruyorum bunu.

Düşünsene…
İnsan bazen en yakın çevresine bile şaşırabiliyor.

İlişkiler saçma sapan bir hal almış.
Biz hâlâ bir yerlerde mutluluğu yakalayabileceğimize inanıyoruz yine de tüm kalbimizle…

Bazı insanların akrabalık, yakınlık, aile gibi kavramları ne kadar kolay kirletebildiğini görünce insanın içi ürperiyor.

Gerçekten kimseye güven kalmamış.

Dışarıdan “aile babası” diye gördüğünüz insanların bazı tavırları bambaşka çıkabiliyor.

Sonra insanlar neden mesafeli oldu diye soruyorlar.

İnsan sevmediğim bir noktaya geldim galiba şaka gibi…
Her gördüğüme şüpheyle bakıyorum.

Paranoya oldum hikâyelerinizden.
Kedimle daha mutluyum…

Bazen düşünüyorum da…
Müge Anlı tarzı bir program yapsam, bu şehirden öyle hikâyeler çıkar ki…

İnanın bazılarını senaryo diye anlatsalar kimse inanmaz.

Neyse…
Eniştelere dikkat diyelim.

Gününüz güzel geçsin.
Sizi seviyorum.

Bir başka egzentrik olayla haftaya görüşmek üzere diyelim.
Hoşçakalın.