Rusya’nın Derin Devlet Aklı: Kimlik, İnanç ve İmparatorluk Düşleri

Geçen gün bir uluslararası ilişkiler analizinde gözüme çarpan şu cümle üzerine uzun uzun düşündüm:

"Rusya’nın dış politika stratejisi, ekonomisinin temelini oluşturan zengin petrol, doğal gaz ve nadir mineral kaynaklarına; konvansiyonel ve hibrit unsurları etkin şekilde kullanabilen personel derinliğine sahip ordusuna; Batı karşıtı söylem, Rus dili ve Ortodoks kültürünü araçsallaştıran yumuşak güç unsurlarına ve tüm bu kaynakları statü ve genişleme hedefleri için yönlendiren köklü siyasi geleneğine dayanmaktadır(Milli İstihbarat Akademisi Raporu: Dönüşen Çok Kutuplu Sistemde Rusya’nın Statü Arayışı-Mart 2025).”

İşte tam olarak bu! Şık, diplomatik ve akademik bir tanım. Ama gelin, diplomasinin o ağır perdelerini biraz aralayalım ve bu cümlenin sahada ne anlama geldiğine birlikte bakalım. Çünkü ortada çok tanıdık, yüzyıllardır tıkır tıkır işleyen sistematik bir devlet aklı var.

Rusya, işin sadece tankla, tüfekle olmayacağını yüzyıllar öncesinden çözmüş bir devlet geleneğine sahip. Dünyanın gözü genelde tanklarda, füze sistemlerinde ya da enerji krizlerinde. Ama Kremlin'in elindeki en güçlü silahlar aslında kışlalarda değil; kütüphanelerde, kiliselerde, son zamanlarda camilerde ve TV ekranlarında.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi; Moskova, çarlık döneminden Sovyetler’e, oradan da günümüz Putin yönetiminde Rusya Federasyonu’na uzanan çok köklü bir "büyük devlet" (Rusların deyimiyle “Derjava”) geleneğine sahip. Bu gelenek kulağa çok iddialı gelebilir belki ama "Biz sıradan bir ülke değiliz, dünyayı kurtaracak alternatif bir medeniyetiz" fikriyle besleniyor. Peki, bu iddiayı dünyaya lanse edebilmek için hangi yöntemi deniyorlar?

İşte bahsettiğimiz o yumuşak güç araçlarından birincisi ve belki de en önemlisi: Rus Dili ve "Rus Dünyası" (“Russkiy Mir”). Kremlin için Rusça konuşan herkes, sınırları neresi olursa olsun "korunması gereken birer vatandaş" hükmünde. Örneğin, Ukrayna müdahalesinden Moldova’daki Transdinyester gerilimine, hatta Baltık ülkelerine yönelik baskılara kadar her krizde karşımıza ilk çıkarılan gerekçe hep aynı oldu. Fakat bu durum Rusya açışından bir yönüyle Rusça konuşan nüfusun haklarını savunmak gibi görünse de gerçek bambaşkaydı. Rusya için dil, ve kültür birleştiren bir köprü olmak yerine çoğunlukla dünden bugüne maalesef egemenlik ihlallerinin bir "truva atı" haline getirilmiş durumda.

İnanç ve de özellikle Ortodoksluk fikri Rusya’nın elindeki en büyük yumuşak güç unsurlarından biri. Patrik Kirill yönetimindeki Rus Ortodoks Kilisesi, Moskova’nın diplomatik ve siyasi ajandasından bağımsız hareket etme özgürlüğüne sahip değil. Kremlin, kendisini Batı’nın "yozlaşmış, ahlaki değerlerini kaybetmiş" yapısına karşı "geleneksel Aile ve Hristiyan değerlerinin dünyadaki tek kalesi" olarak konumlandırıyor. Balkanlar’da (özellikle Sırbistan’da) veya Yunanistan’da izlediği Ortodoks kardeşliği söylemlerinin ardında tam da bu ideolojik altyapı yatıyor.

"Kötü Batı" söylemi ilkokul hatta anne kucağından itibaren Rusya’da her çocuğun zihnine nakşedilen bir politik devlet söylemi. Batı karşıtlığı Moskova için sadece bir dış politika tercihi değil, iç politikayı konsolide eden muazzam bir çimento. Ukrayna savaşı sonrası ivme kazanan bu söylemde Moskova kendisini "sömürgeciliğe karşı çıkan, küresel güneyin dostu" olarak ifade etmeye çalışıyor. Afrika’da, Latin Amerika’da veya Asya’da Fransız ve Amerikan nüfuzunun gerilediği yerlerde Rusya’nın "Batı karşıtı hamisi" rolüyle boy göstermesi elbette ki tesadüf değil.

“Peki günümüz Rusyası bize ne anlatıyor? Bu strateji gerçekten işe yarıyor mu?” diye sorabilirsiniz. Bu soruların yanıtları elbette biraz karışık…

Rusya’nın bu tutumu özellikle yakın çevresinde ters tepiyor.Eskiden "Rus Dünyası"nın doğal parçası sayılan Ukrayna, Moldova veya Gürcistan gibi ülkelerde bu yumuşak güç araçları zorlamayla birleşince ters tepti. Bu toplumlar yüzlerini tamamen Batı’ya döndü. Lakin buna rağmen küresel Güney'de Rusya’nın bu tutumunun karşılık bulduğunu söylemek mümkün. Mesela BRICS genişlemesi, Afrika ülkelerindeki Rus sempatisi ve Batı yaptırımlarına katılmayan küresel çoğunluk gösteriyor ki; "Batı hegemonyasına karşı alternatif merkez" söylemi hâlâ alıcı buluyor.

Uzun sözün kısası dostlar; Rusya'nın haritada attığı her adımın arkasında yüzyıllardır ilmek ilmek işlenmiş bir kültür, dil ve din siyaseti var. Kremlin, puşkin’in şiirini de, Ortodoks haçını da (son dönem özellikle İslam geleneklerini de) Rusça kelimeleri de aynı büyük stratejik hedefin yani küresel statü ve genişleme arzusunun birer enstrümanı olarak kullanmayı çok iyi biliyor. Bunun için Rusya’ya kızmak yerine bunu neden yaptığına odaklanmak Rusya sosyo kültürel ve politik dokusunu anlamamıza daha çok yardımcı olacaktır. Çünkü Rusya devasa bir coğrafyaya sahip ve bu coğrafyayı yönetmek için bahsi geçen kavramları bir araç olarak görüyor.

Evet, asıl mesele Rusya'nın bu stratejik devlet aklını doğru okuyabilmek. Çünkü sanat, kültür ve din bu coğrafyada sadece bir kimlik göstergesi değil; geniş ve kozmopolit Rus toprak bütünlüğünü bir arada tutabilmek için tarih boyunca her zaman hayati bir çimento işlevi görmüştür.

Türkolog Prof. Dr. Zülfikar BAYRAKTAR