Takvimler yazı gösterdiğinde çocukların gözleri parlar. Çünkü yaz tatili onlar için sadece okulun bitmesi değil; özgürce koşmanın, doyasıya oynamanın, merak etmenin ve çocuk olmanın mevsimidir. Ancak son yıllarda bu mevsim, birçok çocuk için dinlenme zamanından çok yeni bir koşturmacaya dönüştü.
Okul bitiyor ama telaş bitmiyor. Yaz kursları, özel dersler, bitirilmesi gereken test kitapları, planlanan etkinlikler… Bir de bunlara saatlerce süren ekran kullanımı eklenince çocuklar, farkında bile olmadan zihinsel ve duygusal olarak yoruluyor. Oysa tatil, sadece okuldan uzak kalmak değil; ruhun da nefes alabildiği bir zamandır.
Bugün birçok çocuk sabah gözünü telefon ya da tabletle açıyor, akşam yine bir ekranın ışığında günü tamamlıyor. Gün bitiyor ama geriye anlatacak bir anı kalmıyor. Oysa çocukluk, ekranların önünde değil; toprağa dokunurken, bisiklet sürerken, arkadaşlarıyla kahkahalar atarken, bir ağacın gölgesinde hayal kurarken yaşanır.
Biz yetişkinler çoğu zaman çocuklarımız için en iyisini istediğimizi düşünüyoruz. Daha çok öğrensin, daha başarılı olsun, daha donanımlı yetişsin istiyoruz. Bu isteğin altında elbette sevgi var. Ama bazen fark etmeden çocuklarımızın takvimini doldururken kalplerini boş bırakabiliyoruz.
Çocukların gelişimi sadece akademik başarıyla ölçülemez. Birlikte oynanan bir oyun, ailece edilen bir sohbet, mutfakta yapılan küçük bir kek, akşam serinliğinde çıkılan kısa bir yürüyüş ya da birlikte okunan bir hikâye… İşte bunlar, çocuğun duygusal gelişimini besleyen görünmez hazinelerdir.
Bir çocuğun sürekli meşgul olması, mutlu olduğu anlamına gelmez. Bazen en değerli gelişim, hiçbir planın olmadığı saatlerde yaşanır. Çünkü canı sıkılan çocuk düşünmeye başlar. Düşünen çocuk üretir. Üreten çocuk hayal kurar. Hayal kuran çocuk ise kendini keşfeder.
Belki de bu yaz çocuklarımıza vermemiz gereken en büyük hediye, daha fazla etkinlik değil; daha fazla varlığımızdır. Telefonu bir kenara bırakıp gözlerinin içine bakarak dinlediğimiz birkaç dakika, birlikte edilen bir kahkaha ya da “Bugün seninle vakit geçirmek çok güzeldi.” diyebilmek, onların hafızasında yıllarca yaşayacak anılara dönüşecektir.
Unutmamak gerekir ki çocuklar büyürken yalnızca bedenleri gelişmez; anıları, duyguları ve hayata bakışları da şekillenir. Kendini değerli hisseden bir çocuk, hayata daha güvenle bakar. Dinlendiğini hisseden bir çocuk, öğrenmeye daha istekli olur. Sevildiğini hisseden bir çocuk ise sadece bugünün değil, yarının da güçlü yetişkini olur.
Bu yüzden yaz tatiline sadece boş geçen iki ay olarak bakmayalım. Bu dönem, çocuklarımızla yeniden bağ kurabilmek, onların dünyasına misafir olabilmek ve birlikte unutulmayacak anılar biriktirebilmek için belki de yılın en kıymetli fırsatıdır.
Bir gün bu yaz da bitecek. Okul zili yeniden çalacak, çantalar hazırlanacak, defterlerin sayfaları tekrar dolacak. Fakat yıllar sonra çocuklarımız ne çözdükleri testlerin sayısını hatırlayacak ne de katıldıkları kursların listesini…
Onlar; elinden tuttuğumuz günü, birlikte güldüğümüz akşamı, dizimize başını koyup anlattığı hikâyeyi sabırla dinlediğimiz o anı hatırlayacak. Çünkü çocuklar zamanı değil, zamanın içinde kendilerine nasıl hissettirildiğini hatırlar.
Bu yaz çocuklarınızın programını değil, kalbini doldurun. Çünkü çocukluk beklemez, tekrar etmez ve geri gelmez. Bir çocuğa bırakılabilecek en büyük miras; ona alınan hediyeler değil, onunla paylaşılmış sevgi dolu anlardır. Günün sonunda hatırlanan şey, mükemmel planlar değil; “Ben çok sevilen bir çocuktum.” diyebilmektir.