Bir Story Uğruna

Merhaba canlarım…
Nasılsınız?
Umarım iyisinizdir…

Bugün size fısıltılardan, yasak aşklardan ya da şehir dedikodularından değil…
Bir süredir sessiz sessiz sinirimi bozan başka bir konudan bahsetmek istedim.

Sosyal medya.

Şimdi yanlış anlaşılmasın…
Ben de işim gereği sosyal medyanın içindeyim.
Haber alıyoruz, gündemi takip ediyoruz, bazen tek bir paylaşım sayesinde insanların sesi duyuluyor.
Kaybolan bulunuyor, yardım kampanyaları büyüyor, küçücük işletmeler bir gecede müşteri kazanıyor.
Bunlar güzel tarafları.

Ama bir noktadan sonra sanki hepimiz ipin ucunu biraz kaçırdık gibi geliyor bana.

Mesela sosyal medya fenomenleri…
Artık bazı şeylerin dozunun iyice kaçtığını düşünüyorum.

Gündemden hiç düşmeyen isimlerden biri yine olayların içindeydi.
Çeşme’de yaşanan korkunç olayda, eşinin akrabasının vurulduğu anlarda bile telefon elinde story çekip yardım çağrısı yapıyordu.

Bakın gerçekten yargılamak için söylemiyorum ama…
İnsan o kadar korkunç bir panik anında ilk refleks olarak nasıl kamera açabiliyor, ben bunu anlayamıyorum.

Ben olsam herhalde telefonu elimden düşürür, ne yapacağımı şaşırırdım.
Demek ki artık yaşadığımız şeyleri hissetmekten çok, paylaşmaya odaklı bir düzene dönüşmüş durumdayız.

Üzüntü yaşanıyor… story.
Kavga oluyor… canlı yayın.
Ağlıyor… reels.
Barışıyor… YouTube videosu.

Hayat yaşanmaktan çok yayınlanıyor sanki.

Bir diğer konu da keşfetimizi asla terk etmeyen o yemek videoları…

Şapır şupur sesler…
Ağız hareketleri…
Bitmek bilmeyen tabaklar…
Ve asla doymayan insanlar…

Bir mekâna gidip resmen menüde ne varsa yiyebildiklerini izliyoruz.
Tatlı üstüne hamburger, üstüne makarna, üstüne litre litre içecek…

Vallahi bazen videoyu izlerken benim midem bulanıyor.

Nasıl bir mideye sahip olduklarını gerçekten anlamıyorum.
Tabii bütün videolar kurgu değilse…
Gerçekten o kadar tüketiliyorsa ileride mide problemleri yaşamayacaklarına inanmak zor.

Ama işin daha ilginç kısmı şu;
Bir de bunu büyük bir keyifle izleyen devasa bir kitle var.

“Onlar yesin biz izleyelim.”

İnanılmaz bir çağın içindeyiz gerçekten.

Eskiden insanlar yemek masasında “ayıp olur” diye ağzını kapatarak çiğnerdi.
Şimdi mikrofonu dudağına koyup çıtırdama sesi kaydediyorlar.
Üstelik milyonlar izliyor.

Bir dönem televizyonlarda “reyting için her şey yapılmaz” diye tartışılırdı ya…
Şimdi sosyal medyada izlenme uğruna yapılmayacak şey kalmadı gibi hissediyorum.

Düşünsenize…
İnsanlar artık yemek yemeyi bile içerik haline getirdi.
Üzüntüyü de… aşkı da… kavgayı da… hastalığı da…

Bir süre sonra gerçek duygularla performans arasındaki çizgi tamamen kayboluyor.

Belki de beni en çok yoran şey bu.
Her şeyin gösteriye dönüşmesi.

Bazen telefonu bırakıp gerçekten yaşamak gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü bazı anlar story değil, sadece hatıra olmalı.
Bazı acılar kameraya değil, sessizliğe yakışmalı.

Her şeyi paylaşınca değil…
Bazı şeyleri kendine saklayınca insan kalıyoruz sanki biraz da.