Çanta taşıması gereken yaşta mesaiye başlayan her çocuk, yalnızca bir ailenin değil, hepimizin sorumluluğudur.

Sabah erken saatlerde sokaklara bakın.
Okula yetişme telaşıyla koşması gereken yaşta bazı çocuklar işe yetişiyor. Bu tablo yeni değil; ama artık daha görünür. Ve belki de asıl mesele tam burada başlıyor: Görmeye alışmak.

Resmî ve sivil toplum verileri, eğitim dışında kalan çocuk sayısının dikkat çekici boyutlara ulaştığını gösteriyor. 15–17 yaş grubunda çalışma oranındaki artış ise ekonomik baskının aileler üzerindeki ağırlığını ortaya koyuyor. Bu durum kimsenin tek başına omuzlayabileceği bir mesele değil. Ancak kimsenin görmezden gelebileceği bir mesele de değil.

Bir ülkenin kalkınması yalnızca büyüme oranlarıyla ölçülmez. Gerçek kalkınma, çocukların nerede olduğuna bakılarak anlaşılır.
Çocuklar okuldaysa umut büyür.
Çocuklar işteyse soru işaretleri çoğalır.

Elbette ekonomik zorluklar aileleri zorlayabiliyor. Bu noktada sosyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, eğitimle bağın korunması ve çocukların korunmasına yönelik denetimlerin etkinliği hayati önemdedir. Son yıllarda bu alanda atılan adımlar bulunuyor. Ancak mesele yalnızca destek sağlamak değil; çocukluk dönemini kesintisiz biçimde eğitimle buluşturacak kalıcı ve bütüncül bir yaklaşım geliştirmektir. Çünkü çocukluk telafi edilemez.

Çocuk işçiliği sadece bugünün geliriyle ilgili değildir; yarının imkânlarıyla ilgilidir.
Eğitimden kopan her çocuk, insan kaynağının eksilmesidir.
Erken yaşta mesaiye başlayan her çocuk, fırsat eşitliğinin daralmasıdır.
Bu yalnızca ekonomik bir başlık değil; aynı zamanda sosyal adalet meselesidir.

Toplum olarak bazı soruları kendimize sormamız gerekiyor:
Bir çocuğun çalışması gerçekten bir tercih midir?
Yoksa şartların ürettiği bir zorunluluk mu?

Bu yazı bir karamsarlık çağrısı değil. Tam tersine, bir farkındalık çağrısıdır. Çünkü çözüm, meseleyi inkâr etmekten değil; ortak bir bilinç üretmekten geçer. Devletin, ailelerin, iş dünyasının ve toplumun her kesiminin sorumluluğu vardır. Çocukluk, siyaset üstü bir alandır.
Çanta taşıması gereken yaşta mesaiye başlayan her çocuk, yalnızca bir ailenin değil, hepimizin sorumluluğudur.

Sabah erken saatlerde sokaklara bakın.
Okula yetişme telaşıyla koşması gereken yaşta bazı çocuklar işe yetişiyor. Bu tablo yeni değil; ama artık daha görünür. Ve belki de asıl mesele tam burada başlıyor: Görmeye alışmak.

Resmî ve sivil toplum verileri, eğitim dışında kalan çocuk sayısının dikkat çekici boyutlara ulaştığını gösteriyor. 15–17 yaş grubunda çalışma oranındaki artış ise ekonomik baskının aileler üzerindeki ağırlığını ortaya koyuyor. Bu durum kimsenin tek başına omuzlayabileceği bir mesele değil. Ancak kimsenin görmezden gelebileceği bir mesele de değil.

Bir ülkenin kalkınması yalnızca büyüme oranlarıyla ölçülmez. Gerçek kalkınma, çocukların nerede olduğuna bakılarak anlaşılır.
Çocuklar okuldaysa umut büyür.
Çocuklar işteyse soru işaretleri çoğalır.

Elbette ekonomik zorluklar aileleri zorlayabiliyor. Bu noktada sosyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, eğitimle bağın korunması ve çocukların korunmasına yönelik denetimlerin etkinliği hayati önemdedir. Son yıllarda bu alanda atılan adımlar bulunuyor. Ancak mesele yalnızca destek sağlamak değil; çocukluk dönemini kesintisiz biçimde eğitimle buluşturacak kalıcı ve bütüncül bir yaklaşım geliştirmektir. Çünkü çocukluk telafi edilemez.

Çocuk işçiliği sadece bugünün geliriyle ilgili değildir; yarının imkânlarıyla ilgilidir.
Eğitimden kopan her çocuk, insan kaynağının eksilmesidir.
Erken yaşta mesaiye başlayan her çocuk, fırsat eşitliğinin daralmasıdır.
Bu yalnızca ekonomik bir başlık değil; aynı zamanda sosyal adalet meselesidir.

Toplum olarak bazı soruları kendimize sormamız gerekiyor:
Bir çocuğun çalışması gerçekten bir tercih midir?
Yoksa şartların ürettiği bir zorunluluk mu?

Bu yazı bir karamsarlık çağrısı değil. Tam tersine, bir farkındalık çağrısıdır. Çünkü çözüm, meseleyi inkâr etmekten değil; ortak bir bilinç üretmekten geçer. Devletin, ailelerin, iş dünyasının ve toplumun her kesiminin sorumluluğu vardır. Çocukluk, siyaset üstü bir alandır.

Bir ülkenin en net aynası çocuklarıdır.
Onlar okul sıralarındaysa gelecek genişler.
Onlar iş başındaysa gelecek daralır.

Bugün çalıştırdığımız çocuklar, yarın hangi hayalin dışında kalacak?Bir ülkenin en net aynası çocuklarıdır.
Onlar okul sıralarındaysa gelecek genişler.
Onlar iş başındaysa gelecek daralır.

Bugün çalıştırdığımız çocuklar, yarın hangi hayalin dışında kalacak?