Gençler kararsız değil; kararsız bırakılıyor. Çünkü artık bir meslek seçmek, bir gelecek seçmek anlamına gelmiyor. Aksine, hızla değişen bir dünyada yanlış seçimi yapmaktan korkmak anlamına geliyor. Bir zamanlar çocuklara “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorardık ve cevaplar nettir: doktor, öğretmen, mühendis… Bugün ise aynı sorunun karşısında uzun bir sessizlik var. Çünkü mesele artık ne olmak istedikleri değil, seçtikleri yolun yarın hâlâ var olup olmayacağı. İlk kez bir nesil, hayal kurmaktan değil, yanlış hayal kurmaktan çekiniyor.

Geçen gün bir lise öğrencisiyle konuşuyordum. “Psikoloji istiyorum ama ya iş bulamazsam?” dedi. Bir an durdu, sonra “Yapay zekâ okusam diyorum ama o da çok hızlı değişiyor, ya yetişemezsem?” diye ekledi. Üniversite mezunu bir başka genç ise diplomasını aldıktan sonra yeniden kurs arıyor. Okuduğu bölümle iş bulamadığı için bu kez başka bir alana yöneliyor. Bu tablo bir tembellik değil; bu, yönsüzlük de değil. Bu, yanlış bir hayatın içine sıkışmamak için verilen sessiz bir mücadele.

Aileler ise bu tabloya haklı bir kaygıyla bakıyor. Çocuklarının zorlanmasını istemiyor, işsiz kalmalarından korkuyor, güvenli bir gelecek hayal ediyorlar. Ancak artık “garanti meslek” diye bir şey yok; sadece değişim hızı farklı olan yollar var. Gençlerin aynı anda birden fazla alana yönelmesi bu yüzden. Bu bir kararsızlık değil, bir uyum çabası. Ama biz hâlâ onları tek bir doğruya zorlayarak aslında en büyük yanlışı yapıyoruz. Gençler bir meslek seçmiyor; bir belirsizliğin içinde yol bulmaya çalışıyor.

Belki de artık soruyu değiştirme zamanı gelmiştir. “Ne olacaksın?” değil, “Neye dönüşebileceksin?” Çünkü bu çağda güçlü olanlar en doğru mesleği seçenler değil, değişebilenler olacak. Çocuklarımız meslek seçmiyor; bir geleceğe uyum sağlamaya çalışıyor. Ve belki de asıl mesele şu: Değişen bir dünyada kim kalmayı başarabilecek?