Coğrafya sadece dağlardan, nehirlerden ve sınırlardan ibaret değildir; coğrafya hafızadır, kimliktir ve hepsinden önemlisi bir ruhtur. Ancak bazen bir coğrafyanın ruhu, masa başında üretilmiş yapay terimlerle unutturulmak istenir.

Tarihin Adını Doğru Koymak:

Neden Orta Asya Değil de TÜRKİSTAN?

Coğrafya sadece dağlardan, nehirlerden ve sınırlardan ibaret değildir; coğrafya hafızadır, kimliktir ve hepsinden önemlisi bir ruhtur. Ancak bazen bir coğrafyanın ruhu, masa başında üretilmiş yapay terimlerle unutturulmak istenir. Bugün haritalara baktığımızda sıkça gördüğümüz "Orta Asya" kavramı, tam olarak böyle bir hafıza silme operasyonunun ürünüdür. Oysa o toprakların kadim, gerçek ve tarihi adı tek bir kelimeyle özetlenir: Türkistan.

Peki, yüzyıllardır İslam kaynaklarından Batı seyahatnamelerine kadar uzanan geniş bir arşivde "Türklerin Yurdu" olarak geçen bu bölgeye neden ısrarla "Orta Asya" denmeye başlandı? Bu bir dil sürçmesi mi, yoksa bilinçli bir tercih mi?
Coğrafi Bir Silgiden İbaret Olan "Orta Asya" Terimi
"Orta Asya" ifadesi, kendi içinde hiçbir kültürel, tarihi veya sosyolojik derinlik barındırmaz. Sadece kıtanın ortasını işaret eden, ruhsuz ve mekanik bir yön tarifidir.

Bu terim, Çarlık Rusyası’nın ve ardından Sovyetler Birliği’nin bölgedeki Türk varlığını, birliğini ve bilincini parçalamak için devreye soktuğu jeopolitik bir mühendisliğin sonucudur.

Bölge insanının "Biz Türkistanlıyız" diyerek ortak bir paydada buluşmasını engellemek adına; önce coğrafyanın adı unutturulmuş, ardından bölge yapay sınırlarla Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan gibi kompartımanlara ayrılmıştır. Amaç tektir: Köklü bir ağacın dallarını, gövdeden koparıp ayrı birer çalıymış gibi göstermek.

Neden "Türkistan" Demeliyiz?

Türkistan kelimesi, sadece orada yaşayan baskın etnik kökene atıfta bulunmaz; o bölgenin binlerce yıllık tarihini, kültürünü, medeniyetini ve dünya tarihine yön veren dinamiklerini tanımlar.

Tarihi Hakikat: Divânu Lugâti't-Türk’ten İbn Battûta Seyahatnamesi’nde kadar, hatta 19. yüzyıla kadar olan tüm Batı belgelerinde bu bölge "Turkistan" veya "Büyük Tartaria" (Türk-Moğol yurdu) olarak anılmıştır. Yani elimizdeki devasa tarihi müktesat, "Orta Asya"yı değil, Türkistan’ı işaret eder.

Kültürel Kimlik: Ahmet Yesevîlerin, El-Harezmîlerin, İbn Sina ve Uluğ Beylerin yetiştiği o topraklar, insanlığa yön veren bir medeniyet havzasıdır. Bu havzayı sadece "Asya'nın ortası" diye geçiştirmek, o medeniyetin kurucu iradesini görmezden gelmektir.

Gelecek Vizyonu: Bugün Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında yeniden filizlenen entegrasyon ve birlik ruhu, köksüz terimlerle inşa edilemez. Geleceğe yürümek, ancak doğru bir tarih ve coğrafya bilinciyle mümkündür.

Kelimelerin Savaşını Kazanmak

Kelimeler, düşüncelerin kaleleridir. Eğer bir coğrafyanın adını başkalarının koyduğu terimlerle anmaya devam ederseniz, o coğrafya üzerindeki iddialarınızı ve bağlarınızı da yavaş yavaş kaybedersiniz. "Orta Asya" dayatması, Türk dünyasını birbirinden uzak, coğrafi birer taşradan ibaret gösterme çabasıdır.

Bugün bizlere düşen görev; akademik makalelerden gazete sütunlarına, televizyon haberlerinden okul kitaplarına kadar bu kavram hatasını düzeltmektir. Orası ruhsuz bir kıta parçası değil; medeniyetimizin beşiği, atalarımızın mirası, yani Türkistan'dır.

Tarihin adını doğru koymak, geleceğe doğru adımlarla yürümenin ilk şartıdır.

Türkolog Prof. Dr. Zülfikar BAYRAKTAR