Modern çağın en büyük yalnızlıklarından biri, aynı evin içinde birbirinden uzak yaşamaktır. Bugün birçok anne baba çocukları için daha iyi bir gelecek kurmaya çalışıyor; daha iyi okullar, daha iyi şartlar, daha güvenli bir hayat… Bunun için yoruluyor, mücadele ediyor, çoğu zaman kendi hayatından vazgeçiyor. Ancak bazen tam da bu yoğunluğun içinde, fark etmeden çocuklarının duygusal dünyasına uzak düşüyorlar.

Çünkü bir çocuğun ihtiyacı olan şey her zaman pahalı oyuncaklar, kusursuz imkânlar ya da dolu dolu programlar değildir. Bazen bir çocuk için en değerli şey, anlattığı küçücük bir olay karşısında gerçekten dinlendiğini hissedebilmektir. Gözlerinin içine bakılarak konuşulmak, sözü kesilmeden anlatabilmek ve önemsendiğini hissetmek… Kaliteli zaman dediğimiz şey aslında tam olarak budur.

Bugün birçok evde fiziksel yorgunluktan çok duygusal uzaklık yaşanıyor. Aynı koltukta oturup birbirine temas etmeyen insanlar, aynı sofrada telefon ekranlarına gömülen sessizlikler ve geçiştirilen sohbetler giderek çoğalıyor. Anne babalar çocuklarının yanında olduklarını düşünüyor ama bazen çocuklar sadece aynı ortamı paylaşmış oluyor. Çünkü bir çocuğun ruhu, yanında duran değil, gerçekten kendisine yönelen bir ilişkiye ihtiyaç duyar.

Bazı çocuklar oyuncak eksikliğiyle değil, göz teması eksikliğiyle büyüyor artık. Bu yüzden bugün birçok evde her şeye sahip çocuklar var ama içi eksik büyüyen kalpler de var. Çünkü bir çocuk için görülmek, bazen sevilmek kadar önemlidir. Hatta bazen çocuklar sevgiden önce, fark edilmeye ihtiyaç duyar.

Zamanla bazı çocuklar anlatmayı bırakıyor. Çünkü insan anlaşılmadığı yerde önce sesini kısmayı öğreniyor. Son yıllarda çocuklarda artan öfke, tahammülsüzlük, içe kapanma ve duygusal yorgunluğun altında yalnızca teknoloji ya da eğitim baskısı yok. Görülmeme hissi de var. Bir çocuk için en ağır yalnızlık, kalabalığın içinde fark edilmemektir.

Oysa kaliteli zamanın büyük organizasyonlara ihtiyacı yoktur. Bazen birlikte içilen bir çay, bazen yatağın kenarında yapılan kısa bir sohbet, bazen de “Bugün gerçekten nasılsın?” diye samimiyetle sorulan bir soru… Bunların her biri bir çocuğun ruhunda yıllarca kalacak güven duygusu oluşturabilir. Çünkü çocuklar kendilerine ne alındığını zamanla unutabilir, fakat kendilerini nasıl hissettirdiğimizi unutmazlar.

Çocukluk çok kısa bir mevsimdir. Ve çoğu anne baba bunun değerini, çocuklarının artık anlatmayı bıraktığı gün fark eder. Çünkü bazı çocuklar büyüdüklerinde yaşadıkları evi değil, o evde nasıl hissettiklerini hatırlar. Bir ev bazen çok güzel olabilir ama bir çocuk kendini yalnız hissediyorsa, o evin içinde sessizce eksilen bir şeyler vardır.

Bir gün büyüdüklerinde çocuklarınız sizin ne kadar yorulduğunuzu, onlar için nelerden vazgeçtiğinizi ya da ne kadar yoğun çalıştığınızı tam olarak hatırlamayabilir. Ama hissettirdiklerinizi unutmazlar.

Kendini değerli hisseden çocuk başka büyür. Dinlenen çocuk başka büyür. Sürekli susturulmayan, gerçekten duyulan çocuk başka büyür. Çünkü çocuklar en çok sevgisizlikten değil, aceleye getirilen sevgiden yorulur.

Kaliteli zaman; çocuğun yanında bulunmak değil, onun dünyasına gerçekten dokunabilmektir. Ve bazen bir çocuğun hayatını değiştiren şey uzun saatler değil, bütün dikkatinizle söylediğiniz o cümledir:

“Ben buradayım, seni gerçekten dinliyorum.”