Bu çağ insanı en çok çalıştırarak değil, sürekli güçlü görünmeye zorlayarak yoruyor. Eskiden insanlar yorulduğunu belli ederdi. Şimdi ise herkes “iyiyim” demeyi refleks hâline getirmiş durumda. Çünkü artık kırılmak zayıflık, durmak geride kalmak, duygularını göstermek ise kontrolünü kaybetmek gibi algılanıyor. İnsanlar gerçekten nasıl hissettiğini değil, nasıl görünmesi gerektiğini yaşamaya çalışıyor.

Tramvayda ağlamamaya çalışan insanlar görüyorum bazen. Kulaklığını takıp camdan dışarı bakan ama aslında sadece kendini toparlamaya çalışan insanlar… Telefon ekranına uzun uzun bakıp kimseye yazamayanlar… Kalabalığın içinde saatlerce vakit geçirip eve döndüğünde tek bir kişiye bile gerçekten içini anlatamamış olanlar… Bu çağ insanı en çok yalnız bırakmıyor; kalabalığın içinde yalnız hissettiriyor.

Sosyal medyada herkes mutlu, herkes üretken, herkes bir yerlere yetişiyor gibi görünüyor. İnsanlar başarılarını, kahkahalarını, gezdikleri yerleri paylaşıyor ama kimse geceleri kaç kere dağılıp yeniden toparlandığını göstermiyor. Kimse saatlerce tavana bakarak düşündüğü geceleri paylaşmıyor. Bu yüzden artık çoğu insan kendi hayatını başkalarının “iyi görünen” hayatlarıyla kıyaslayıp eksik hissediyor.

Özellikle gençlerde bunu daha ağır görüyorum. Daha hayatın başında ama şimdiden tükenmiş hisseden insanlar var. Sürekli daha başarılı olmak, daha güzel görünmek, daha yeterli olmak zorundaymış gibi yaşayan bir nesil büyüyor. Bir çocuk düşünün mesela… Eskiden teneffüste koşardı. Şimdi teneffüste bile telefon ekranına bakıyor. Daha küçücük yaşta beğenilmeyi, kusursuz görünmeyi ve duygularını saklamayı öğreniyor.

Belki de bu yüzden artık kimse gerçekten yaşında değil. Yirmisinde tükenmiş insanlar var. Otuzunda hâlâ sevilmeye layık olup olmadığını sorgulayan insanlar var. Kırılmamak için hissizleşen, yorulmamak için duygularını susturan insanlar var. Çünkü bu çağ insanlara hissetmeyi değil, idare etmeyi öğretiyor.

Ve herkes birbirine sürekli aynı şeyi söylüyor: “Güçlü ol.”

Oysa bazı insanların güçlü olmaya değil, biraz durabilmeye ihtiyacı var. Yanında rol yapmak zorunda hissetmeyeceği birine… “İyi değilim” dediğinde hemen çözüm üretmeye çalışmadan sadece yanında kalacak birine… Çünkü insan bazen dinlenerek değil, yükünü saklamadığı bir yerde iyileşiyor.

Artık insanlar ağlamaktan değil, ağlayacak bir omuz bulamamaktan yoruluyor. Belki daha da kötüsü şu: İnsanlar yara almaktan değil, yarasını gösterecek kadar güvende hissedememekten yoruluyor.

Belki de bu çağın en büyük problemi tam olarak bu. Kimsenin gerçekten iyi olmadığı ama herkesin iyiymiş gibi davrandığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu yüzden artık insanların en büyük hayali mutlu olmak bile değil; birinin yanında güçlü görünmek zorunda kalmamak.