Gece saat 01.30…
Bir odanın ışığı hâlâ açık.

Masanın üzerinde deneme kitapları, renkli kalemler, altı çizilmiş paragraflar ve hedef listeleri duruyor. Gözlerinin altı morarmış bir çocuk, uykusunu bastırmak için kahve içiyor. Çünkü ona aylardır aynı cümle söyleniyor:

“Bu sınav hayatını belirleyecek.”

LGS ve YKS yaklaşırken Türkiye’de milyonlarca öğrenci yalnızca sınava değil; yetişme baskısına, kıyaslanma korkusuna ve başarısız görünme endişesine de hazırlanıyor. Sabah başlayan ders temposu, gece geç saatlere kadar süren soru çözümleriyle devam ediyor. Dinlenmek bile bazı öğrenciler için zaman kaybı gibi hissedilebiliyor.

Bugün birçok çocuk yorulduğunu ifade etmekte zorlanıyor. Çünkü dinlenmenin tembellik, hata yapmanın ise başarısızlık olarak görülebildiği bir düzenin içinde büyüyorlar.

Evlerin içinde benzer cümleler yankılanıyor:

“Kaç soru çözdün?”
“Denemen kaç net geldi?”
“Arkadaşın senden daha yüksek yapmış.”
“Bu tempoyla yetişemezsin.”

Çoğu zaman iyi niyetle kurulan bu cümleler, çocukların üzerinde görünmeyen bir baskı oluşturabiliyor. Sürekli performans odaklı bir ortamda bulunan bazı öğrenciler, zamanla kendi değerlerini yalnızca akademik sonuçlar üzerinden değerlendirmeye başlayabiliyor.

Uzmanlara göre uzun süreli sınav baskısı; dikkat problemleri, uyku düzensizlikleri, kaygı düzeyinde artış ve tükenmişlik hissiyle ilişkilendirilebiliyor. Özellikle ergenlik dönemindeki öğrenciler için sürekli kıyaslanmak, “yetersizim” düşüncesini derinleştirebiliyor.

Çünkü çocuk zihni bir makine gibi çalışmıyor.
Kaygı belli bir seviyeye kadar motive edici olabilir; ancak yoğun ve sürekli hale geldiğinde öğrenme sürecini zorlaştırabiliyor. Bazı öğrenciler bir noktadan sonra öğrenmeye değil, hata yapmamaya odaklanıyor. Bu durum da hem akademik performansı hem psikolojik dayanıklılığı olumsuz etkileyebiliyor.

Sosyal medya ise bu baskıyı daha görünür hâle getiriyor. Çözülen soru sayıları, yüksek net paylaşımları ve sürekli “verimli olma” mesajları, bazı gençlerde yetersizlik hissini artırabiliyor. Öğrenciler artık yalnızca sınıf arkadaşlarıyla değil, ekran karşısında gördükleri yüzlerce kişiyle de kendilerini kıyaslıyor.

Oysa her çocuğun öğrenme biçimi, gelişim hızı ve güçlü olduğu alan farklıdır. Bir sınav sonucu; bir çocuğun vicdanını, karakterini, hayal gücünü, yeteneklerini ve insanlığını ölçemez.

Belki de bugün çocukların en çok ihtiyacı olan şey biraz daha baskı değil, biraz daha anlaşılmak…

Çünkü bazı öğrenciler başarısız olmaktan çok, ailesini hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyor. Bazıları yorulduğunu söyleyemiyor. Bazıları ise bir gün bile dinlenirse geride kalacağını düşünüyor.