Gece herkes uyuduktan sonra bazı anne babalar mutfakta sessizce oturuyor. Soğumaya başlayan çayın yanında, günün yorgunluğu değil aslında en çok vicdan konuşuyor içlerinde… Zihnin bir köşesinde aynı soru dönüp duruyor: “Bugün çocuğuma iyi gelebildim mi?”

Bugünün anne babaları çocuklarını eskisinden daha az sevmiyor. Hatta belki de hiçbir nesil çocuklarının ruhunu bu kadar düşünmedi. Onları kırmaktan korkan, psikolojilerini önemseyen, doğru iletişim kurmaya çalışan anne babalar var artık. Ama tam da bu yüzden günümüz ebeveynleri hiç olmadığı kadar yorgun hissediyor. Çünkü artık ebeveynlik yalnızca çocuk büyütmek değil; sürekli doğruyu yapmaya çalışmak anlamına geliyor.

Sabah işe yetişmeye çalışan bir anne, akşam eve geldiğinde çocuğuyla yeterince ilgilenemediğini düşünüp vicdan azabı çekiyor. Bütün gün çalışan bir baba, eve döndüğünde yorgunluktan oyun oynayamadığında kendini eksik hissediyor. Birçok anne baba artık sevgisini göstermeye çalışmaktan çok, hata yapmamaya çalışıyor. “Acaba onu kırdım mı?”, “Yeterince vakit geçiriyor muyum?”, “Travma bırakıyor olabilir miyim?” gibi sorular bugünün anne babalarının zihninden neredeyse her gün geçiyor. Çünkü modern dünyada ebeveynlik, görünenden çok daha ağır bir psikolojik yük taşıyor.

Geçen gün bir anne şöyle dedi: “Çocuğum uyuduktan sonra ağladım. Çünkü bütün gün çalıştım, eve geldim, çok yorgundum ve akşam ona bağırdım. Şimdi kendimi affedemiyorum.” Aslında bugün milyonlarca anne babanın içinde taşıdığı sessiz yorgunluk tam olarak bu… Çocuklarını çok seviyorlar ama yetişemiyorlar. Hem çalışmaları, hem ekonomik yükleri taşımaları, hem sakin kalmaları, hem doğru iletişim kurmaları, hem de çocuklarının ruhunu eksiksiz büyütmeleri bekleniyor. İnsan bazen yalnızca hayatın yükünden yorulurken, bir de kusursuz ebeveyn olmaya çalışınca tükeniyor.

Üstelik sosyal medya çağında anne babalar kendilerini sürekli görünmez bir yarışın içinde hissediyor. Bir yerde birlikte etkinlik yapan aileler, başka bir yerde kusursuz doğum günleri, uzun uzun oyun oynayan ebeveynler, eksiksiz görünen hayatlar… Bunları gören birçok anne baba fark etmeden kendi hayatına dönüp “Ben eksik kalıyorum” diye düşünüyor. Oysa hiçbir çocuk kusursuz anne baba istemez. Bir çocuk için en güvenli yer; mükemmel bir ev değil, duygularının görüldüğü bir evdir. Çocuklar alınan her oyuncağı hatırlamaz ama ağladığında yanına oturan kişiyi unutmaz. Birlikte gidilen pahalı yerleri unutabilirler ama gerçekten dinlendikleri anları unutmazlar. Çünkü çocuk ruhu gösterişle değil, bağ kurularak büyür.

Psikolojide son yıllarda çok konuşulan bir kavram var: ebeveyn tükenmişliği… Sürekli yetişmeye çalışmak, hata yapmaktan korkmak, kendini başka anne babalarla kıyaslamak ve her şeye aynı anda yetmeye çalışmak anne babaları sessizce tüketiyor. Bu yüzden bazı anneler çocuklarını çok severken aynı zamanda yalnız hissediyor, bazı babalar güçlü görünürken içten içe yetersizlik duygusuyla mücadele ediyor. Ve çoğu gece aynı soru zihnin içinde yankılanıyor: “Acaba iyi bir anne baba mıyım?”

Oysa iyi ebeveyn olmak hiç hata yapmamak değildir. Bazen yorulursunuz, bazen sesiniz yükselir, bazen tükenirsiniz. Ama sonra dönüp çocuğunuzun gönlünü alırsınız, sarılırsınız, dinlersiniz, telafi edersiniz. İşte bağ tam da burada güçlenir. Çünkü çocuk ruhunu en çok onaran şey mükemmellik değil, samimiyettir.

Belki de bugünün anne babalarının en çok duymaya ihtiyacı olan şey şudur: Yorulmanız sevgisiz olduğunuzu göstermez. Bazen tükenmeniz, uzun zamandır herkese yetişmeye çalıştığınız anlamına gelir. Ve çocuklarınız sizden kusursuz olmanızı değil, kendilerini sevildiği bir evin içinde hissetmeyi ister.