Eskiden insanlar kendi hayatını yaşardı. Şimdi ise insanlar, başkalarının hayatını izleyerek kendi hayatını tüketiyor. Sabah gözümüzü açar açmaz kendi düşüncelerimizle değil, başka insanların paylaşımlarıyla karşılaşıyoruz. Kim nerede kahve içmiş, kim ne satın almış, kim tatile gitmiş, kim mutlu görünmüş… Gün daha başlamadan zihnimiz başka hayatlarla doluyor.
Üstelik artık sadece bakmıyoruz; fark etmeden kıyaslıyoruz da. Bir başkasının gittiği mekânı görüyoruz, kendi hayatımız sıradan geliyor. Bir çiftin paylaştığı fotoğrafa bakıyoruz, kendi ilişkimiz eksikmiş gibi hissediyoruz. İnsanlar artık yaşadığı anı hissetmeden önce paylaşılabilir olup olmadığını düşünüyor. Bir manzaraya bakarken bile önce kameraya uzanıyoruz. Çünkü artık birçok insan için önemli olan şey, bir anı yaşamak değil; o anın görüldüğünden emin olmak.
Belki de çağımızın en büyük yalnızlığı tam burada başlıyor. Herkes birbirini görüyor ama kimse gerçekten kimseye dokunamıyor. Aynı masada oturan insanlar birbirine değil, telefona bakıyor. Aileler aynı salonda vakit geçiriyor ama herkes başka hayatların içinde dolaşıyor. Otobüste, kafede, sokakta insanların bedeni bulunduğu yerde ama zihni sürekli başka insanların hayatında geziyor.
Daha acı olan ise şu; insanlar artık kendi hayatına odaklanmak yerine başkalarının hayatını takip ederek yaşamaya çalışıyor. Kim ne almış, kim nereye gitmiş, kim daha mutlu görünmüş… Sürekli başkalarını izleyen insan, bir süre sonra kendi hayatını kaçırmaya başlıyor. Çünkü ekranlarda gördüğümüz şey gerçek hayatın tamamı değil. Kimse ağladığı geceyi paylaşmıyor. Kimse yalnızlığını göstermiyor. Kimse dağıldığı anları insanlara sunmuyor. Herkes hayatının en parlak saniyelerini gösteriyor, izleyenler ise o birkaç saniyeyi gerçeğin tamamı sanıyor.
Böyle olunca insanlar fark etmeden kendi hayatından soğuyor. Elindekini küçümsemeye, yaşadıklarını değersiz görmeye başlıyor. Çünkü sürekli başkalarının “en iyi anlarını” izleyen biri, kendi hayatının normal taraflarını yetersiz sanıyor. Oysa gerçek hayat; filtresiz, kusurlu ve sıradan anların içinden geçiyor.
Belki de biraz durmamız gerekiyor. Sürekli başka hayatlara bakmaktan vazgeçip kendi hayatımıza dönmemiz gerekiyor. Çünkü insan en çok, kendi hayatından uzaklaştığında yoruluyor. Bir kahveyi paylaşmadan içebilmeyi, bir manzarayı fotoğraf çekmeden izleyebilmeyi, bir sohbeti telefona bakmadan sürdürebilmeyi yeniden hatırlamamız gerekiyor.
Çünkü bu çağın en büyük sorunu, insanların yalnız kalması değil. Birbirinin hayatını izlerken kendi hayatını yaşamayı unutması.