Bugün size gündem dedikodularından ziyade…
Sinirden seğiren gözümle yazdığım bir köşe yazısıyla geldim.
Vallahi çok muzdaribim bir konudan.
Hatta öyle böyle değil.
Bir insanın sinir sistemini sessizce çökerten,
damarlarını minik minik attıran,
içten içe cinnetin kıyısına getiren bir mesele bu.
Hazır mısınız?
“Fark etmez” diyen insanlar.
Bazı insanlar vardır…
Hayatta hiçbir şeye net cevap vermez.
Artık bu kelimeye alerjim başladı.
Gerçekten bak.
Bir insanın hayatındaki her şey nasıl “fark etmez” olabilir?
Arkadaşımla buluşacağım.
“Ne içelim?” diyorum.
“Fark etmez.”
“Ne yiyelim?”
“Fark etmez.”
“Mekân seç.”
“Fark etmez.”
Ben bilmek istemiyorum artık.
Bir gün gerçekten yol ayrımına gelip:
“Sağa mı dönelim sola mı?” desem…
“Fark etmez” deyip uçurumdan yuvarlanacağız diye korkuyorum.
Bakın bu mesele sandığınız kadar küçük değil.
Çünkü insanın sevdiği şeyler vardır.
Sevmediği şeyler vardır.
Dokunan vardır.
Dokunmayan vardır.
Ben mesela acısız yemek yiyemem.
Öyle hafif pul biber değil…
Terletmeyen acıyı hakaret sayarım.
Şalgam içerim.
Acılı.
Meze yerim.
Acılı.
Cips yerim.
Dilimi uyuşturmuyorsa bir anlamı yoktur.
Şimdi ben böyleyim diye…
Karşımdaki insanın da “fark etmez” demesi beni delirtiyor.
Belki sen acı sevmiyorsun kardeşim.
Belki midene dokunuyor.
Belki yarın hastanede serum yiyeceksin.
FARK EDER!
Kahve içmek istiyorsundur.
Ben rakı masası kurmak istiyorumdur.
Bu da fark eder.
Ben loş ışıklı bir yerde kafa dinlemek istiyorumdur.
Sen bangır bangır DJ performansında kulak zarını bırakmak istiyorsundur.
BU DA FARK EDER.
Geçen bir arkadaşımla film izleyeceğiz.
“Canım ne tür film izleyelim?” diyorum.
Arkadaşım yine o lanetli kelime:
“Fark etmez.”
Ay cinnet geçirtmelik…
Güzelim ben korku seviyorum.
Vıcık vıcık romantizm izleyemem.
Gerileceksek korkacaksak izleyelim.
Açıyorum korku filmini…
“Ya bu da cinli periliymiş ben korkarım.”
Gözüm seğriyor…
Boynumdaki damarlar fıt fıt atıyor.
Titreyen bacaklarımı zor tutuyorum.
Neymiş kardeşim?
“Fark ediyormuş.”
Demek ki neymiş?
İnsanların aslında tercihleri varmış.
Sadece seçim anında ortadan kayboluyorlarmış.
Ama yok.
Bizim toplumda garip bir “aman sorun çıkmasın” pasifliği var.
İnsanlar fikir belirtmekten korkuyor sanki.
Canın ne istiyor?
“Fark etmez.”
Nereye gidelim?
“Fark etmez.”
Ne izleyelim?
“Fark etmez.”
Bir gün biri evlenme teklif edecek bunlara…
“Benimle evlenir misin?”
“Olur fark etmez.”
Bu noktaya geldik.
Babamı arıyorum bazen.
“Baba akşama ne yapayım?”
“Fark etmez kızım.”
Olur mu ya?
Ben işten çıkmışım.
Trafikteyim.
Kafamda elli tarif dönüyor.
Bir tarafım kuru fasulye diyor.
Bir tarafım mantı.
Bir tarafım “boşver söyle dışarıdan yemek geç” diyor.
Babam hâlâ “fark etmez.”
Sonra ben mutfakta sinir krizi geçiriyorum tabii…
Yemeği önüne koyuyorum.
Bu sefer surat düşüyor.
“Ee ben bunu çok sevmiyorum…”
A A A?
Hani fark etmezdi?
Neymiş efendim…
“Fark ediyormuş.”
Bak sen şu işe.
Demek ki insanın içinde bir tercih mekanizması varmış.
Demek ki damak tadı diye bir şey gerçekten mevcutmuş.
Demek ki canı isteyen ve istemeyen taraflar sessizce içeride yaşıyormuş.
Ama iş seçim yapmaya gelince herkes ortadan kayboluyor.
Çünkü bizim millet “fark etmez” diyerek sorumluluktan kaçmayı inanılmaz profesyonelce başarıyor.
Kararı sen ver.
Mekânı sen seç.
Yemeği sen söyle.
Filmi sen aç.
Tatile sen karar ver.
Ama kötü çıkarsa da ilk eleştiriyi onlar yapıyor.
Bunun adı pasiflik değil.
Bu düpedüz sinsi konfor alanı.
Bir de bazıları var…
Her şeye “fark etmez” deyip,
sen seçim yaptıktan sonra minik minik memnuniyetsizlik kusuyor.
“Burada müzik biraz yüksekmiş…”
“Yemek yağlıymış…”
“Kahve sertmiş…”
“Ortam sarmadı…”
E KARDEŞİM.
Madem bu kadar kriterin vardı…
NEDEN BAŞTA BİR CÜMLE KURMADIN?
Ben artık “fark etmez” diyen insandan korkuyorum.
Çünkü ne istediğini söylemeyen insanın,
neye sinirleneceğini de kestiremiyorsun.
Buradan açık çağrımdır:
Lütfen bir fikriniz olsun.
Bir yemeğiniz.
Bir içkiniz.
Bir mekân tercihiniz.
Bir sevdiğiniz kahve türü.
Bir hayat görüşünüz.
Bir şeyiniz olsun.
Çünkü inanın…
İnsan bir noktadan sonra “fark etmez” kelimesini duyunca,
gerçekten sinirlerine hakim olamayabiliyor.
FARK ETMEZ DEMEYİN BANA!
Emine Girgin
Yorumlar