SİZCE HAYATTA EN ÖNEMLİ ÖNCELİĞİNİZ NEDİR...NEYE GÖRE KİME GÖRE ÖNCELİK BELİRLİYORUZ HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ

Hayattaki Önceliğinizi Siz Seçin

Bugün bir insana dönüp;
“Hayattaki önceliğin nedir?” diye sorsanız, alacağınız cevaplar birbirinden oldukça farklı olacaktır.

Kimine göre para…
Kimine göre sağlık…
Kimine göre makam, mevki, kariyer…
Kimine göre eş, çocuk, aile…
Kimine göre huzur, saygınlık, başarı…

Aslında bu farklılık son derece doğaldır. Çünkü her insanın yetiştiği çevre, yaşadığı hayat, acıları, korkuları ve beklentileri farklıdır. Psikolojide buna “bireysel farklılıklar” denir.

Ancak asıl soru şudur:
İnsan hayatında gerçekten öncelikli olması gereken şey nedir?

Modern çağın insanı, çoğu zaman hayatın merkezine geçici şeyleri koyuyor. Daha çok kazanmak, daha iyi görünmek, daha fazla sahip olmak için koşarken; ruhunu, vicdanını, sevdiklerini ve iç huzurunu ihmal ediyor. Özellikle günümüzde sosyal medya vitrinlerinde sergilenen “mükemmel hayatlar”, insanları sahip olduklarıyla değer ölçmeye zorluyor.

Oysa hayat, insana bazen tek bir gerçekle her şeyi yeniden öğretiyor:
Fanilik…

Bu gerçeği anlatan eski ama çok anlamlı bir hikâye vardır.

Bir zamanlar büyük ve zengin bir ülkeyi yöneten güçlü bir kral yaşarmış. Bu kralın dört eşi varmış.

Kral en çok dördüncü eşini severmiş. Ona en güzel elbiseleri alır, en değerli hediyeleri verir, her isteğini yerine getirirmiş.

Üçüncü eşini de severmiş. Ancak bir gün onu kaybetmekten korktuğu için sürekli kıskanır, güzelliğinin başka birine gitmesinden endişe edermiş.

İkinci eşi ise sabırlı ve anlayışlıymış. Kralın her sıkıntısında yanında olur, ona akıl verir, sorunlarını paylaşırmış.

Birinci eş ise kralı en karşılıksız seven kişiymiş. Onun sağlığına, huzuruna ve hükümranlığına en çok katkıyı o sağlarmış. Ama kral, bu eşini hep ihmal eder, ona yeterince değer vermezmiş.

Bir gün kral amansız bir hastalığa yakalanmış. Doktorlar ona sadece birkaç ay ömrü kaldığını söylemişler.

Ölüm korkusu yaşayan kral, eşlerinin hangisinin kendisiyle birlikte geleceğini öğrenmek istemiş.

Önce en çok sevdiği dördüncü eşine gitmiş.

“Ben seni çok sevdim. Benimle gelir misin?” diye sormuş.

Aldığı cevap kısa ve sert olmuş:

“Hayır… Bu mümkün değil.”

Kralın yüreği parçalanmış.

Üçüncü eşine dönmüş:

“Ben ölünce benimle gelir misin?” diye sormuş.

O da:

“Hayır. Hayat çok güzel. Sen ölünce ben yeniden evlenirim.” demiş.

Kral bir kez daha yıkılmış.

İkinci eşine umutla yaklaşmış:

“Sen her zaman yanımdaydın. Bu son yolculukta da benimle olur musun?” diye sormuş.

İkinci eşin cevabı ise şöyle olmuş:

“Sana ancak mezarına kadar eşlik edebilirim.”

Tam o sırada, yıllarca ihmal ettiği birinci eş konuşmuş:

“Sen nereye gidersen git, ben seninle geleceğim.”

Kral derin bir pişmanlıkla başını öne eğmiş:

“Keşke seni yaşarken daha çok önemseyebilseydim…” demiş.

Aslında bu hikâyedeki dört eş, hepimizin hayatında var.

Dördüncü eş; bedenimizdir.
Onu güzel göstermek için saatler, paralar ve emek harcarız. Ama ölüm geldiğinde bizi ilk terk eden o olur.

Üçüncü eş; malımız, mülkümüz, servetimiz ve statümüzdür.
Biz gider gitmez başkalarının olur.

İkinci eş; ailemiz ve dostlarımızdır.
Onlar bizi mezara kadar uğurlar, ardından gözyaşı dökerler.

Birinci eş ise çoğu zaman ihmal ettiğimiz ruhumuzdur.
Asıl bizimle gelecek olan da odur.

Belki de bu yüzden insan, hayatın koşuşturması içinde zaman zaman durup kendine şu soruyu sormalıdır:

“Ben gerçekten ne için yaşıyorum?”

Çünkü insan, değer verdiği şey kadar hayatına yön verir.

Unutmayalım…

Bir şeye ya da bir insana, hak ettiğinden fazla değer veren; çoğu zaman kendi değerinden kaybetmeye başlar.

Hayatın önceliklerini doğru belirleyebilmek dileğiyle…

Sevgiyle kalın…