Son dönemde artan akran zorbalığı, çocuklarda kaygı ve öfke patlamaları, erken yaşta görülen depresif belirtiler her olaydan sonra aynı cümleyi kurduruyor: “Bu çocuklara ne oluyor?” Oysa belki de sormamız gereken soru başka: Bu çocukları kim büyütüyor?
Bugün çocukluk yalnızca aile içinde şekillenmiyor. Çocukların zihinsel ve duygusal dünyası artık dijital bir ekosistemin içinde gelişiyor. Sosyal medya, kısa videolar, algoritmalar ve sürekli görünür olma kültürü; yalnızca eğlence sunmuyor, aynı zamanda değer algısı, beden imajı ve başarı tanımı inşa ediyor. Henüz kimlik gelişimi tamamlanmamış bir çocuk için bu dünya ağır bir uyarıcı yükü anlamına geliyor.
Psikolojik açıdan bakıldığında, çocukluk ve ergenlik döneminde en temel ihtiyaç güvenli bağlanmadır: görülmek, duyulmak ve kabul edilmek. Ancak günümüz çocukları giderek daha fazla dış onayla büyüyor. Beğeni sayıları özgüven ölçüsüne, takipçi sayıları sosyal statü göstergesine dönüşüyor. Dış onaya dayalı bir benlik ise en küçük eleştiride sarsılıyor. Kaygının ve değersizlik duygusunun erken yaşlara inmesi tesadüf değil.
Bir diğer mesele dijital yalnızlık. Çocuk evde, ailesinin yanında; fakat zihinsel olarak başka bir dünyada. Ebeveynler “en azından evde” diyerek rahatlıyor, ancak dijital ortam da bir sosyal alandır ve o alanda çocuk çoğu zaman tek başınadır. Sürekli karşılaştırma kültürü, filtrelenmiş hayatlar ve hızla tüketilen içerikler; sabır, empati ve duygu düzenleme becerilerini zayıflatabiliyor. Okullarda artan zorbalık ve tahammülsüzlük, bu psikolojik zeminden bağımsız değil.
Burada mesele teknolojiyi yasaklamak değil; ilişkiyi güçlendirmek. Çocuk, en yoğun dikkati nerede görüyorsa oraya yönelir. Eğer ev içinde bölünmemiş temas, gerçek merak ve duygusal eşlik yoksa, ekran bu boşluğu doldurur. Oysa karakteri, vicdanı ve dayanıklılığı inşa eden şey algoritma değil, insani bağdır.
Bugün çocuklarla ilgili yaşadığımız sorunları yalnızca disiplin ya da kuşak farkı üzerinden okumak eksik . Asıl mesele, çocukluğun hangi sesle büyüdüğüdür. Bizim sesimiz mi daha baskın, yoksa ekranın sesi mi?
Çünkü çocukluk sessizce şekillenir.
Ve bir neslin ruh sağlığı, evin içinde kurulan ilişkilerle başlar.