Başarmak mı istiyoruz, yoksa yeterli hissetmek mi?

Bu çağın en görünmez bağımlılığı alkol değil, ekran değil, ilişki değil. Başarı.

Daha çok üretmek. Daha çok görünmek. Daha çok kazanmak. Daha çok “başarmış” görünmek… Hayat bir performans alanına dönüştü. İnsan artık sadece yaşamak için değil, sürekli kanıtlamak için var.

Ve asıl soru şu: Gerçekten başarmak mı istiyoruz, yoksa alkışlanmak mı?

Başarı artık bir hedef olmaktan çıktı; bir kimliğe dönüştü. Ne kadar üretirsek o kadar değerli, ne kadar yoğun olursak o kadar önemli sayılıyoruz. Takvimlerimiz doluysa güçlü, yorgunsak kıymetli kabul ediliyoruz. Dinlenmek zayıflık, durmak başarısızlık, yavaşlamak geride kalmak gibi sunuluyor.

Kimse şunu sormuyor: Sürekli “daha fazlasını” isteyen bir sistemin içinde “yeter” diyebilmek mümkün mü?

Başarı bağımlılığı tehlikelidir çünkü alkışlanır. Çok çalışana “helal olsun” denir. Tükenenin sırtı sıvazlanır. Yorulan insanın çöküşü bile romantize edilir. Oysa kimse, o insanın gerçekten neyi kovalamakta olduğunu merak etmez.

Bazı insanlar başarılı olmak için değil, değersiz hissetmemek için çalışır. Bu fark çoğu zaman görünmezdir ama sonuçları ağırdır. Çünkü değerini başarıya bağlayan biri, hiçbir zaman gerçekten yeterli hissedemez. Zirveye çıksa bile bir sonraki hedefin gölgesinde kalır.

Başarı elbette kıymetlidir. Üretmek, gelişmek, ilerlemek insan doğasının parçasıdır. Fakat başarı kimliğin yerine geçtiğinde insan kendini yaptığı şeyle eşitler. O noktadan sonra durmak korkutucu hâle gelir. Çünkü durduğunda geriye kim kaldığını bilmez.

Belki de artık başka bir soruyu sorma zamanı gelmiştir: Başarıya mı koşuyoruz, yoksa kendimizden mi kaçıyoruz?

İnsan en çok şurada tükenir: Durduğunda içindeki boşluğu fark ediyorsa.