Bu topraklarda, Türk kadınının bugün dimdik durduğu her mevzinin, sahip olduğu her hakkın ve parladığı her kürsünün arkasında tek bir güçlü adamın vizyonu, emeği ve sarsılmaz inancı vardır: Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
Tarihin tozlu sayfalarını karıştırdığınızda, kulaklarda hep o meşhur ama eksik klişe çınlar: "Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır." Ancak Türk milletinin küllerinden doğuş hikâyesine ve modernleşme öyküsüne baktığımızda, bu cümlenin yönünü değiştiren muazzam bir hakikatle karşılaşırız. Bu topraklarda, Türk kadınının bugün dimdik durduğu her mevzinin, sahip olduğu her hakkın ve parladığı her kürsünün arkasında tek bir güçlü adamın vizyonu, emeği ve sarsılmaz inancı vardır: Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
Atatürk, kadını sadece aile yapısının bir tamamlayıcısı veya erkeğin gölgesindeki bir figür olarak görmedi. O, Türk kadınının karakterindeki cevheri; Kurtuluş Savaşı’nın o karanlık ama onurlu günlerinde, cepheye mermi taşıyan Elif’in omzunda, Halide Edip’in gür sesinde, Şerife Bacı’nın feragatinde bizzat gördü.
Bir Lütuf Değil, Bir Hak Teslimi
Atatürk’ün kadın hakları konusundaki devrimleri, dönemin dünya şartlarına bakıldığında bir "mucize" niteliğindedir. Avrupa’nın pek çok ülkesi kadına seçme ve seçilme hakkını henüz bir hayal olarak görürken; O, Türk kadınına bu hakkı bir lütuf gibi sunmamış, zaten hak ettiği onuru ona iade etmiştir.
"Dünyada hiçbir milletin kadını, 'Ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve galibiyete götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim' diyemez."
Bu sözler, sıradan bir övgü değil; bir milletin kaderini değiştiren liderin, kadınına duyduğu derin saygının tescilidir. Medeni Kanun ile kadını sosyal hayatta erkeğiyle eşitlemiş; eğitimde fırsat eşitliği sağlayarak "fikri hür, vicdanı hür" nesillerin baş mimarı olmasının yolunu açmıştır.
Türk Kadınının Sarsılmaz Meziyetleri
Bugün bilimde, sanatta, sporda ve siyasette Türk kadınının adını dünya devleri arasına yazdırıyorsak; bu sadece yasalarla değil, Türk kadınının genetiğine işlenmiş olan o eşsiz meziyetlerle mümkün olmuştur.
Dayanıklılık ve Dirayet: En zor şartlarda dahi çözüm üretebilen, kriz anlarını sükunetle yöneten bir irade.
Zekâ ve Estetik: Pratik zekasını zarafetle birleştirerek bulunduğu her ortama medeniyet getirme kabiliyeti.
Öğreticilik ve Şefkat: Nesilleri sadece bilgiyle değil, memleket sevdasıyla büyüten o güçlü aidiyet duygusu… Türk kadınının meziyetlerini ne kadar anlatsak azdır…
Türk kadını, Atatürk’ün açtığı kapıdan sadece geçmekle kalmamış; o kapıyı ardına kadar açık tutmak için canla başla çalışmıştır. Bugün bir Türk kadını laboratuvarda aşı buluyorsa, bir diğeri gökyüzünde uçağını uçuruyor veya olimpiyat kürsüsünde İstiklal Marşı’nı okutuyorsa; bu, hem Atatürk’ün ileri görüşlülüğünün hem de Türk kadınının içindeki sönmek bilmeyen o asil ateşin sonucudur.
Sonuç Olarak, eğer bugün Türk kadını özgürce gülümseyebiliyor, fikrini beyan edebiliyor ve geleceğine dair hayaller kurabiliyorsa; bunun mimarı, kadını "yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layık" gören o eşsiz liderdir.
Bizim hikâyemizde, her güçlü kadının arkasında ona inanan bir Cumhuriyet, her başarılı adımın temelinde ise Mustafa Kemal Atatürk vardır. Türk kadını, bu büyük mirasın bekçisi olmaya ve "Güçlü Adam"ın hayalindeki aydınlık Türkiye'yi inşa etmeye kararlılıkla devam edecektir.
Türkolog Prof. Dr. Zülfikar Bayraktar