ESKİŞEHİR’İN KANAYAN YARASI: NASREDDİN HOCA

Anadolu coğrafyası, üzerinde yürürken her adımda bir bilgenin, bir dervişin, bir düşünürün ayak izine rastlayacağınız cömert bir topraktır. Bu toprakların insanlığa armağan ettiği en büyük değerlerden biri de şüphesiz ki hazırcevaplığı, nüktedanlığı ve derin hikmetiyle Nasreddin Hoca’dır. Ancak gelin görün ki, bu muazzam mirasa ev sahipliği yapan Eskişehir, kendi evladına ve onun bıraktığı izlere hak ettiği değeri verme konusunda ne yazık ki yetersiz kalmaktadır.

Nasreddin Hoca Fıkra Anlatı geleneği kadar önemli olan bir diğer konu ise Nasreddin Hoca ve ailesinin tarihi kişiliği üzerine yapılan araştırmalar ve bu sahada elde edilen yeni bilgi ve bulgular meselesidir. Prof. Dr. M. Erol Altınsapan’ın 2003 yılında başladığı, Nasreddin Hoca’nın Kızı Fatma Hatun’un Mezarını Kurtarma Kazısı Projesi ve bu proje sonucunda elde edilen bilimsel veriler özellikle Nasreddin Hoca’nın ve ailesinin tarihi kişiliğinin ortaya çıkarılmasında büyük bir dönem noktası olarak kabul edilmektedir.

Yine bu bağlamda Sivrihisar Ulu Camii avlusunda yapılan restorasyon çalışmalarında, Ulu Camii Kütüphanesi’nde muhafaza altına alınan taş mezar sandukanın önceleri Nasreddin Hoca’nın oğlu Ömer’e ait olduğu düşünülmüştür. Prof. Dr. M. Erol Altınsapan’ın konu üzerine eğilmesi ve yönlendirmesiyle akabinde taş sandukanın Prof. Dr. Mehmet Mahur Tulum’un bilimsel incelemeleri ve filolojik çalışmaları sonucunda üzerindeki yazılardan sandukanın Nasreddin Hoca’ya ait olduğu anlaşılmıştır. Bu durum ilmi olarak büyük bir keşif olmakla birlikte Nasreddin Hoca ile alakalı araştırmaların tarihi manada dönüm noktası olmuştur.

Ezcümle gerek Anadolu gerekse de Türk Dünyasının birçok köşesinde Nasreddin Hocamız adına atfedilen yaşam alanlarından, mezarlardan ve makamlardan bahsetmek mümkündür. Özellikle sözlü anlatı geleneği içerisinde tarihi ve efsanevi kişilikleri iç içe girmiş kahramanların bu durumu gayet olağandır. Bu durumu folklorizasyon kavramı bağlamında anlamak ve anlamlandırmak mümkündür. Bu durum çağlar boyunca Nasreddin Hoca’nın yaşadığı ve coğrafyalarla alakalı olarak tartışmaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu bağlamda elde edilen bilgi ve bulgular ışığında Sivrihisarlı bir Nasreddin Hoca ve ailesinden bahsetmek mümkündür.

Bu araştırmalarda elde edilen verilerin tümü Sivrihisar’da medfun olan Sivrihisarlı Nasreddin Hoca’nın ve ailesinin somut varlığının en büyük göstergesidir. Bu durum Nasreddin Hoca’nın değişik coğrafyalarda yaşamış olduğu iddialarına halel getirmez. Bilakis Nasreddin Hoca’nın manevi ve kültürel büyüklüğünü zenginleştirir.

İlmî verilerle sabitleşen bu tarihi keşif, normal şartlarda bir kentin kültürel ve turistik kaderini değiştirecek büyüklükte bir olaydır. Ancak sandukanın bulunmasının üzerinden vakit geçmesine rağmen, Eskişehir sokaklarında, müze koridorlarında ya da uluslararası arenada bu keşfin yarattığı o büyük heyecandan eser yok. Kısacası, belge elimizde ama sahiplenme duygumuz hâlâ eksik.

Bu vefasızlık ya da vurdumduymazlık, Eskişehir için adeta kanayan bir yara haline gelmiş durumda. Oysa Nasreddin Hoca sadece fıkralardan ibaret bir figür değildir; o, Türk insanının pratik zekasını, hoşgörüsünü ve mizah anlayışını dünyaya tanıtan paha biçilmez bir markadır. Dünya bu çapta bir değeri elinde tutsa, etrafında devasa bir kültür, edebiyat ve turizm ekosistemi kurardı. Biz ise bağrımızda yatan bu büyük değeri adeta sessizliğe terk etmiş durumdayız.

Kanaatimce çok acilinden, bu yaranın sarılması ve bu ayıbın ortadan kalkması için vizyoner bir iş birliğine ihtiyaç var. Başta kamu kurumları olmak üzere, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları (STK) artık taşın altına elini koymalıdır.

Öncelikle kamu kurumları, Üniversiteler ve Valilik, Nasreddin Hoca mirasını ulusal ve uluslararası boyutta temsil edecek akademik paneller, araştırma merkezleri ve kalıcı restorasyon projelerine öncülük etmelidir. Yine yerel yönetimler, meseleyi sadece yılda bir kez düzenlenen sembolik festivallerden ibaret görmekten vazgeçmelidir. Kent merkezinden Sivrihisar’a uzanan tematik kültür rotaları, çocuklara ve gençlere Hoca’yı doğru anlatan müzeler ve nitelikli şehir kütüphaneleri inşa edilmelidir. Elbette sivil toplum kuruluşları da bu bilincin tabana yayılması için lobicilik faaliyetleri yürütmeli, Eskişehir halkının bu mirasa sahip çıkması için farkındalık kampanyaları düzenlemelidir.

Nasreddin Hoca’nın mezar taşı artık bir iddia değil, somut bir gerçektir. Eskişehir, kendi öz değerine sırtını dönen değil, onu baş tacı eden bir şehir olmak zorundadır. Hoca’mızın "Dünyanın merkezi burasıdır" sözünü lafta bırakmayıp, Eskişehir’i gerçekten mizahın ve hikmetin merkezi yapmak bizim bu topraklara borcumuzdur. Aksi takdirde, göle maya çalmaya devam ederiz ama o maya bu vurdumduymazlıkla hiç tutmayacağa benziyor…

Türkolog Prof. Dr. Zülfikar BAYRAKTAR