Bir zamanlar insanlar hayallerinin peşinden koşardı. Bugün ise milyonlarca insan, algoritmaların peşinden koşuyor. Çocuklara yıllar önce “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” diye sorulduğunda doktor, öğretmen, mühendis ya da sanatçı gibi meslekler sıralanırdı. Günümüzde ise bu soruya verilen cevaplar arasında “fenomen olmak” giderek daha fazla yer buluyor.
Aslında bunda başlı başına yanlış olan bir durum yok. Sosyal medyayı bilgi paylaşmak, üretmek, öğretmek ve insanlara ilham vermek için kullanan sayısız içerik üreticisi bulunuyor. Dijital dünyanın en kıymetli tarafı da tam olarak burada ortaya çıkıyor. Emek veren, topluma fayda sağlayan ve iyi örnek olan insanların varlığı, sosyal medyanın güçlü yönünü oluşturuyor.
Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. Son günlerde kamuoyunda geniş yankı uyandıran bazı soruşturmalar ve tutuklama haberleri, sosyal medyanın yalnızca eğlence platformu olmadığını bir kez daha hatırlattı. Elbette devam eden hukuki süreçlerin değerlendirilmesi yargının görevidir ve herkes hakkında masumiyet karinesi esastır. Fakat yaşananlar, toplum olarak üzerinde düşünmemiz gereken daha büyük bir soruyu da gündeme getiriyor: Görünür olma arzusu, değer üretme arzusunun önüne mi geçti?
Bugün dijital dünyanın en değerli para birimi çoğu zaman bilgi değil, dikkattir. Algoritmalar; sakinliği değil sansasyonu, üretimi değil gösteriyi, çoğu zaman da emeği değil konuşulmayı öne çıkarıyor. Böyle bir ortamda içerik üretmek ile dikkat çekmek birbirine karışıyor. Oysa izlenmek ile iz bırakmak aynı şey değildir.
Bir video milyonlarca kez izlenebilir, bir paylaşım günlerce konuşulabilir ya da bir isim sürekli gündemde kalabilir. Ancak bunların hiçbiri tek başına değer üretildiği anlamına gelmez. Kalıcı olan, insanlarda bıraktığımız etkidir. Gerçek başarı ise yalnızca görünür olmak değil; güven oluşturmak, fayda sağlamak ve iyi bir iz bırakabilmektir.
Bu noktada en önemli sorumluluklardan biri de çocuklarımıza karşı taşıdığımız sorumluluktur. Çünkü çocuklar yalnızca bizi dinlemiyor; aynı zamanda bizi ve ekranlarda gördüklerini de örnek alıyor. Başarının emekle değil, kısa yoldan görünür olmakla elde edildiği düşüncesi yaygınlaşırsa sabrı, üretmeyi ve sorumluluk almayı nasıl anlatacağız? Beğeni sayısının karakterden daha önemli olduğu bir anlayışın, güçlü bireyler yetiştirmesi mümkün müdür?
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey yeni bir algoritma değil, yeni bir vicdan anlayışıdır. Teknoloji her geçen gün gelişebilir, uygulamalar değişebilir ve dijital dünya dönüşebilir. Ancak insanı insan yapan değerler; dürüstlük, sorumluluk, saygı ve vicdan, hiçbir zaman önemini kaybetmez.
Sosyal medya hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olmaya devam edecek. İçerik üreticileri de bu çağın önemli aktörleri olmayı sürdürecek. Ancak özgürlük ile sorumluluk birbirinden ayrı düşünülemez. Her paylaşımın, her sözün ve her davranışın gerçek hayatta bir karşılığı olduğunu unutmamak gerekir.
Belki de artık çocuklarımıza “Nasıl fenomen olursun?” sorusundan önce şu soruyu öğretmeliyiz: “Nasıl iyi bir insan olursun?”
Çünkü takipçi sayıları değişir, gündemler değişir, algoritmalar değişir. Fakat insanın karakteri ve geride bıraktığı değer, hiçbir güncellemenin değiştiremeyeceği en kalıcı mirastır. Günün sonunda insanlar, en çok izlenenleri değil; en çok güven verenleri hatırlar.