Geçtiğimiz yıl bu ülkede en az 94 çocuk, çalışırken hayatını kaybetti. Bu veri, iş güvenliği alanında yayımlanan raporlara yansıyan bilgilerden yalnızca biri. Ancak bu cümle, bir istatistik olmanın ötesinde; bir ülkenin çocuklarına neyi reva gördüğünün kısa ve acı bir özetidir. Çünkü hiçbir çocuk oyun oynarken değil, çalışırken ölmemeliydi. Ama öldüler. Sessizce, hızla ve çoğu zaman kimsenin gerçekten durup bakmadığı bir düzenin içinde kayboldular.

Bu ölümlerin önemli bir kısmının önlenebilir olduğu uzun süredir dile getiriliyor. Denetim eksiklikleri, yoksulluk, görmezden gelme ve zamanla oluşan alışkanlıklar… Hepsi bir araya geldiğinde ortaya çıkan şey, adı konmamış bir kabullenişe dönüşüyor. Çocukların sabah işe gitmesine, akşam yorgun dönmesine, ellerinin nasır tutmasına alışıyoruz. Daha da kötüsü, bu ölümlere dair haberlere de alışıyoruz. Oysa bir toplum, yalnızca kayıplarla değil; o kayıpların normalleşmesiyle çözülür.

Bir çocuk neden çalışır? Bu sorunun cevabı sadece ekonomik değildir. Bir çocuk çalışıyorsa, bir yerde sistem aksıyordur; bir yerde bir yetişkin sorumluluğunu yeterince yerine getiremiyordur. Ve her “başka çare yok” cümlesi, aslında bir çocuğun hayatından eksilen bir ihtimale işaret eder. Çünkü çocukluk ertelenebilecek bir dönem değildir; kaçırıldığında geri gelmez.

Ama bu hikâyenin bir de görünmeyen tarafı var. Sokakta, atölyede, tarlada çalışan çocukları görüyoruz. Peki ya evin içinde sessizce büyüyenleri? Onlar çalışmaz belki ama yine de yük taşırlar. Sevilmek için çabalar, fark edilmek için susarlar. Biri bedenini tüketerek büyür, diğeri ruhunu. Ve ikisi de aynı yerden yaralanır: Eksik bırakılmış bir çocukluktan.

Asıl mesele şu: Biz bu çocukları kaybettiğimizde mi üzülüyoruz, yoksa zaten kaybolduklarını çoğu zaman fark etmiyor muyuz? Çünkü bir çocuk çalışmaya başladığı anda, aslında çoktan kaybolmuştur. O gün sadece maaş değil, çocukluk da el değiştirir. Bir defter kapanır, bir hayat erken ciddileşir.

94 çocuk…
Bu sayı bir veri olmanın ötesinde, bir sorumluluk alanını hatırlatır.
Ve bu sorumluluk yalnızca kurumlara değil, toplumun tamamına aittir. Çünkü çocukların çalıştığı bir yerde, yetişkinler eksilir.
Çocukların hayatını kaybettiği bir yerde ise yalnızca hayat değil, vicdan da yara alır.

Belki de artık şu soruyu dürüstçe sormanın zamanı geldi:
Biz çocukları yeterince koruyabilen bir toplum muyuz, yoksa onların yükünü zamanla normalleştiren bir toplum mu? Çünkü bazı yaralar görünmez ama en çok onlar iz bırakır.
Ve bazı çocuklar büyümez.
Sadece hayatta kalmaya çalışır.