Sosyal medyada önüme düştü…

Bir sosyal medya fenomeni, doğacak çocuğu için Gucci biberon ve emzik arıyor. Türkiye’ye henüz gelmemiş.

Valla oturdum… buna üzüldüm.

Gerçekten şaka mısınız acaba?

Hatta içimden şöyle geçirdim…

İleride bir gün evlenirsem, eşime açık açık söyleyeceğim:

“Bak canım… Gucci biberon alamayacaksan çocuk falan doğurmam ona göre.”

Şaka gibi… ama değil.

Bir an durup düşündüm.

Aynı ülkede miyiz biz?

Aynı gündemi mi yaşıyoruz?

Millet ekonomik sıkıntıdan nefes alamıyor.

Evine ekmek götürme derdinde.

Daha yeni bir okulda yaşanan acının yasını tutuyor bu ülke…

Bir anne evladını toprağa vermişken, başka bir “anne adayı” Gucci biberon bulamadığı için dert yanıyor.

İşte burası kopuş noktası.

Artık aynı hayatın içinde değiliz.

Aynı gerçekliğe bakmıyoruz.

Bu “içerik üreticisi” diye adlandırılan influencerların topluma ne kattığını zaman zaman gerçekten sorguluyorum.

Topluma ne katıyorlar?

Kime ne faydaları var?

Gerçekten şaka olduklarını düşünmeye başladım.

Millet krizden ağlıyor…

Bunlar “Gucci biberon bulamıyorum” diye isyan ediyor.

Ve asıl acı olan şu…

Bu içerikleri izleyen, takip eden, hatta özenen binlerce insan var.

Dün bir firmaya gittim.

Sohbet sohbeti açtı, döndük dolaştık yine benim bekarlığıma geldik.

Ülke sorunu haline geliyor bekarlığım, onu ayrı konuşuruz.

“Niye yok bu kızın sevgilisi?”

Şaka bir yana… konu bir yerden sonra yine güven meselesine, oradan da sosyal medyaya geldi.

İşveren şöyle dedi:

“Biz çalıştıracak insan bulamıyoruz.”

Haklı.

Gençlere bakıyoruz…

Asgari ücretle yetinmek istemiyorlar.

Ama daha fazlası için ne kadar mücadele etmeye hazırlar, orası tartışılır.

Kimse yorulmak istemiyor.

Herkes kısa yoldan, hızlı para kazanma derdinde.

Çünkü ekranlarda gördükleri hayat bunu söylüyor.

Bir fabrikada çalışıp akşam yorgun argın eve dönmek yerine…

Telefonu açıp canlı yayın yapmak, birkaç “hediye” almak, biraz dikkat çekmek daha cazip geliyor.

Ve evet…

Garip garip mecralar türedi.

Tanışma adı altında…

Ücret karşılığı bel altı konuşmalar…

Kendini teşhir etmeler…

“İzlenmek” uğruna her şeyin normalleşmesi…

Bu bir tercih meselesi değil artık.

Bu, normalin kayması.

Bir nesil çalışarak değil, görünerek var olmaya çalışıyor.

Ama kimse şunu sormuyor:

Göründüğün şey gerçekten sen misin?

Filtrelerin ardında kurulan o hayatlar…

Gerçek hayatta neye karşılık geliyor?

Bir çocuk daha dünyaya gelmeden “marka” ile tanışmak zorunda mı?

Sevgi yetmiyor mu?

Sağlık yetmiyor mu?

Normal bir hayat yetmiyor mu?

Biz ne ara bu kadar uzaklaştık gerçekten?

Bir yanda geçim derdi…

Bir yanda gösteriş yarışı.

Bir yanda acı…

Bir yanda “story”.

Aynı ülkede, iki ayrı dünya yaşıyoruz.

Ve en tehlikelisi şu:

Bu yapay dünya, yavaş yavaş gerçeğin yerini almaya çalışıyor.

Nereye gidiyoruz?

Sonumuz ne olacak?

İnanın… ben de bilmiyorum.

Ama şunu biliyorum;

Bu gidişatın sonu iyi bir yere çıkmıyor.

Sevgilerimle.