Geçenlerde iş için çok değer verdiğim biriyle konuşuyorum. Bana dönüp dedi ki:
“Emine, şu dedikodu işlerini bırak. Bunlar geçici şeyler.”
Benim bu yazılarımı küçümser gibi, kayda değer iş gibi görmediğini ima etti.
Bir an durdum.
Aklımdan geçirdim, “Ay kim bilir ne cevizler kırıyor da yakalayacağım diye korkuyor herhalde”..
Yoksa en az siyaset kadar kimin kiminle mercimeği fırına verdiklerini aşırı merak ediyorlar itiraf edemeseler de.
Patrondan rica edeyim de okunma istatistiklerimi paylaşsın bizimle.
Ay ayrıca sevmiyorsanız okumayın kardeşim!
Biz gerçekleri yazmayı da okumayı da öğrenmeyi de çok seviyoruz.
Maşallah her yazdığıma da hakimsiniz.
Sonra kendi kendime şunu düşündüm:
Ekonomi gazetesinde çalışıyorum diye millet asıl işimin magazin olduğunu unutuyor galiba.
Hem ayrıca bir şey söyleyeyim aydınlatayım sizi.
Ben artık haber aramıyorum.
Haber resmen kucağıma düşüyor.
Hatta ben bir gün Fısıltı Gazetesi gibi bir şey çıkarsam, emin olun onu gizli gizli okuyanlar, açık açık “ben böyle şeyleri hiç takip etmem” diyenlerden daha fazla olur.
Ve evet, o klasik cümleyi yine kuruyorum:
Ben dedikodu yapmıyorum.
Bu bir bilgi aktarımı canlarım.,
Gerekli açıklamayı yaptıysak
Toplanın…
Yeni bir fısıltı var.
Ama önce kahveler…
Çünkü bu hikâye öyle iki cümlelik değil.
Şimdi…
Çoğu kişinin ismen bildiği bir adam düşünün.
Bir süre önce evliliğini bitirmiş. Dışarıdan bakınca klasik boşanma maddesi “şiddetli geçimsizlik” deyip geçersin. Ama aslında bazen hikâye çok daha önce bitiyor, insanlar sadece resmi kısmı geciktiriyor.
Sonra adamın hayatına biri giriyor.
Hani çocukken gördüğümüzde dönüp bir daha baktığımız o kusursuz görünümlü oyuncak bebekler vardı ya…
İşte öyle; bakımlı, dikkat çekici, zarif bir kadın.
Ama mesele güzellik değil.
Mesele şu, bazı erkekler ne istediğini biliyor.
Kavga değil.
Kaos değil.
Huzur.
Ve ne istediğini bilen bir insan, bunu seçimleriyle çok net belli ediyor.
Gelgelelim…
İddialara göre, bu yeni ilişki ortaya çıktıktan sonra geçmişten gelen bazı duygular da yeniden sahneye çıkmış.
Hani vardır ya…
Bitmiştir ama bitirmeyi kabullenemeyen taraf.
Anlatılanlara göre gönderilen mesajlarda şöyle cümleler geçiyormuş
“Onu hayatından çıkar, yoksa seni zor durumda bırakırım.”
“Uğraşacağım seninle… Her şeyi ortaya dökerim.”
Hatta daha ileri gidip, “Gerekirse seni sosyal medyada zor durumda bırakacak şeyler söylerim” gibi imalı ifadeler…
Ve en son gecenin bir vakti kapıya dayanmış güvenliklerle münakaşa etmiş.
Şimdi burada bir duralım.
Bakın…
Bunlar kesinlik iddiası taşıyan resmi belgeler değil.
Ama şehir dediğin yer biraz da böyle çalışır.
Fısıltılar, yarım cümleler, anlatılanlar…
Bu arada adamı çok iyi tanıyorum. Bir kere bile adı meze olmamış bir insan. Hiçbir vukuatı yoktur. Tertemiz bir hayat yaşar.
Bu olayın daha dallanıp budaklanacağını ve belki de davalık olup daha yüksek sesle konuşulacaklarını düşünüyorum.
Korkunç gerçekten..
Bazen bu anlatılanlar insana şunu düşündürür
Bu sevgi mi?
Yoksa kontrol kaybına verilen bir tepki mi?
Çünkü bir insanı gerçekten seviyorsan, onun mutlu olmasına engel olmak için plan yapmazsın.
Yapıyorsan… Orada sevgi çoktan sahneden çekilmiştir.
Yerine başka bir şey gelmiştir.
Adını doğru telaffuz edelim bu olayın bence;
“Saplantı”
Bir kadın olarak şunu net söylüyorum
Bir ilişki bittiğinde, insanın kendine yapabileceği en büyük iyilik, arkasını dönüp yürüyebilmektir.
İstersen arkadaş kalırsın.
İstersen tamamen koparsın.
Ama sürekli geçmişin etrafında dolanmak…
Bu ne gurur, ne sevgi, ne de güç.
Bu sadece insanı küçülten bir döngü.
Üstelik bazıları fark etmiyor
Karşı tarafı zor durumda bırakmaya çalışırken, en çok kendi itibarını zedeliyor insan.
Çünkü ayrılığın da bir asaleti var.
Herkes birlikteyken iyi olabilir.
Asıl karakter, hikâye bittikten sonra ortaya çıkar.
Bir insanı tanımak istiyorsanız, ona âşıkken değil…
Ondan vazgeçmek zorunda kaldığında nasıl davrandığına bakın.
Bağırıyor mu?
Sınır aşıyor mu?
Kontrol etmeye mi çalışıyor?
Yoksa canı yansa da susup kendi yoluna mı bakıyor?
İşte fark orada.
Ve şu “saplantılı insan” meselesini de konuşalım.
Saplantılı insanlar seni sevdiğini sanır.
Ama aslında sevdikleri şey sen değilsin…
Senin üzerindeki etkileri.
Senin hayatına devam etmen onları rahatsız eder.
Çünkü onların zihninde sen hâlâ “onlara ait” bir parçasındır.
Ve en tehlikeli cümle şudur:
“Benim olmayan kimsenin olmasın.”
İşte oradan sonrası artık sevgi değil, mücadeleye dönüşür.
O yüzden hayatımıza insan alırken sadece “beni seviyor mu?” diye değil,
“beni bırakması gerekirse bunu olgunlukla yapabilir mi?” diye de düşünmek gerekiyor.
Çünkü herkes aşk yaşayabilir.
Ama herkes ayrılığı taşıyamaz.
Ve ne yazık ki bazı insanlar, ilişki bitince eski sevgili olmuyor…
Allah hepimizi, giderken bile seviyesini koruyabilen insanlarla karşılaştırsın.
Çünkü birlikte iyiyken herkes iyi.
Asıl mesele…
Biterken kötüleşmemek.
Sevgilerimle ..