Bazı insanlar bir sabah uyanır ve hayatlarının içinde olduklarını değil, hayatlarının yanından geçtiklerini fark eder. Her şey yerli yerindedir aslında; iş vardır, sorumluluklar vardır, ilişkiler sürmektedir. Ama buna rağmen insanın içinde tarif edilemeyen bir boşluk dolaşır. Sanki yaşananlar kendisine ait değildir de o sadece bir başkasının hikâyesinde figüranlık yapıyordur.
Modern çağın en sessiz yorgunluğu bedenin değil, kimliğin yorulmasıdır. İnsan artık sadece yaşamıyor; sürekli bir şey olmaya, bir rolü taşımaya, bir beklentiyi karşılamaya çalışıyor. Başarılı olmak, güçlü görünmek, dengede kalmak… Bu beklentiler bir süre sonra bireyin omuzlarında görünmeyen bir ağırlığa dönüşüyor. Ve kişi çoğu zaman bu yükün ne zaman taşınamaz hale geldiğini bile fark etmiyor.
Bugün birçok insanın en büyük sorunu hayatın zor olması değil, hayatın kendisine ait hissettirmemesidir. Çünkü çağımız, bireyin ne hissettiğinden çok ne başardığıyla ilgilenir. İçsel dünyasıyla kurduğu bağ zayıflayan insan, dış dünyanın talepleriyle ayakta kalmaya çalışırken kendi varlığını arka plana iter. Zamanla insanın kendine ait olan sesi kısılır, yerine yapılması gerekenlerin gürültüsü yerleşir.
Kimlik yorgunluğu tam da burada başlar. İnsan her şeyi doğru yaparken kendini kaybedebilir. Hatta çoğu zaman kaybolduğunu bile anlamaz; çünkü toplum tarafından onaylanan bir hayat sürmektedir. Oysa ruhun onayı olmadan sürdürülen hiçbir yaşam gerçek bir aidiyet duygusu yaratmaz. İnsan, alkışlandığı hayatın içinde bile yalnız hissedebilir.
En büyük yabancılaşma bazen aynaya bakıp tanıdık bir yüz görmektir. Çünkü yabancılaşma dışarıya değil, içeriye yöneldiğinde sessizleşir. Dış dünyanın karmaşası içinde var olmaya çalışan birey, kendi iç dünyasının kapısını aralamayı unutur. Ve bir gün fark eder ki hayatı ilerlemiş, ama kendisi o hayatın içinde hiç yerleşememiştir.
Belki de en büyük cesaret, bu hissi inkâr etmemektir. Kendi hayatında misafir gibi hissettiğini kabul etmek, yeniden ev sahibi olmanın ilk adımıdır. İnsan kendine dönmeden, kendini duymadan ve kendi hikâyesini sahiplenmeden hiçbir başarı gerçek bir tatmin yaratmaz. Çünkü yaşamak sadece ilerlemek değil, aynı zamanda ait olmaktır.
Bugünün insanı için en temel soru şudur: Yaşadığım hayat gerçekten benim mi, yoksa bana öğretilmiş bir hayatı mı sürdürüyorum? Bu sorunun cevabı kolay değildir. Ancak bazen insanın yeniden doğabilmesi için önce kendi hayatında ne kadar yabancılaştığını fark etmesi gerekir. Çünkü insan, kendine dönebildiği ölçüde var olur.
Kendi Hayatımda Misafirim
Harika Sancı
Yorumlar