Çocuk Kitapları Çocuğa Ne Yapacağını Değil, Düşünmeyi Öğretir
Çocuk kitaplarından çoğu zaman öğretici olmaları beklenir; doğruyu yanlıştan ayırmaları, çocuğa ne yapması gerektiğini söylemeleri istenir. Oysa çocuk edebiyatının asıl gücü, hazır cevaplar vermesinde değil, çocuğu düşünmeye davet etmesindedir. İyi bir çocuk kitabı yol göstermez, alan açar.
Bir hikâyede karakter bazen hata yapar, bazen doğru olanı seçemez, bazen kararsız kalır ve sonuçlarıyla yüzleşir. Çocuk bu süreci izlerken kendi zihninde sorular üretmeye başlar: “Ben olsaydım ne yapardım?”, “Başka bir yol var mıydı?”, “Bu his bana tanıdık mı?” Hikâye ilerledikçe çocuk yalnızca karakteri değil, kendini de düşünmeye başlar.
Bu noktada kitap, çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimine gerçek bir katkı sunar. Çünkü çocuk kendisine sunulan doğruları ezberlemek yerine, kendi iç cevabını arar. Bu arayış; empati kurma, neden–sonuç ilişkisi geliştirme ve vicdan duygusunun temellerini oluşturur. Düşünme becerisi, tam da bu sessiz sorgulamalarla güçlenir.
Çocuklara sürekli doğruyu anlatmak kolaydır; ancak onlara düşünme alanı açmak emek ister. Çocuk kitapları bu alanı güvenli bir şekilde kurar ve yanlış yapma ihtimalini bir tehdit olmaktan çıkarır. Çocuğa “deneyebilirim, düşünebilirim, karar verebilirim” duygusunu yaşatır.
Bu süreç yalnızca çocuklar için değil, yetişkinler için de öğreticidir. Çünkü bazen biz de çocuklar adına karar vermeye o kadar alışırız ki, onların düşünme kapasitesini fark etmeyi unuturuz. Oysa iyi bir çocuk kitabı, çocuğu şekillendirmeye çalışmaz; onu dinler ve iç sesine alan tanır.
Belki de bu yüzden bazı çocuklar bir kitabı bitirdiğinde hemen konuşmaz, sessizleşir ve düşünür. Çünkü kitap ona bir cevap vermemiştir; ama doğru soruyu bırakmıştır. Bazen bir çocuk kitabının yaptığı en değerli şey de tam olarak budur: çocuğa düşünme cesareti vermek.
