Haluk Levent ya da Ahbap: Bir insanın değil, sorgulamadan teslim ettiğimiz güvenin hikâyesi…
Bir insanın değil, sorgulamadan teslim ettiğimiz güvenin hikâyesi…
Bu yazıyı öfkeyle değil, kırılmış bir güvenle yazıyorum.
Çünkü mesele yalnızca Haluk Levent değil. Mesele, bir toplumun yıllarca biriktirdiği güveni tek bir insanın omuzlarına yüklemesi, sonra ortaya çıkan her belgeye, her iddiaya, her para hareketine rağmen gözlerini kapatmasıdır.
Bir dernek kuruyorsunuz.
İnsanlar size yalnızca para göndermiyor. Size vicdanlarını, umutlarını, dualarını ve çaresizliklerini emanet ediyor. Özellikle deprem gibi bir felaketin ardından verilen para, sıradan bir bağış değildir. O para bazen bir emeklinin maaşından ayırdığı yüz liradır. Bazen bir çocuğun kumbarasıdır. Bazen bir kadının yıllardır sakladığı bileziğidir. Bazen de “Belki bir çadır alınır, belki bir çocuk üşümez” denilerek gönderilen son paradır.
6 Şubat depremlerinin ardından Haluk Levent, “Sizin paranız benim namusum” demişti. Toplanan bağışlarla konut yaptırılacağını açıklamıştı. İnsanlar da bu söze inandı. Çünkü karşılarında yalnızca bir sanatçı değil, yıllardır yardım faaliyetleriyle tanınan ve güven endekslerinde zirvede gösterilen bir isim vardı.
Üstelik bu güven bir günlük değildi.
Haluk Levent, 2025 yılında yayımlanan Celebrity Güven Endeksi’nde altıncı kez üst üste Türkiye’nin en güvenilen ünlüsü olarak birinci sırada yer aldı. İnsanlar onu birçok kurumdan, birçok siyasetçiden ve birçok kamu figüründen daha güvenilir buldu.
Sonra bir sabah uyandık ve önümüze bir soruşturma dosyası konuldu.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamaya göre Ahbap Derneği’nden, Haluk Levent’in kullandığı ileri sürülen hesaplara yaklaşık 120 milyon liralık para akışı tespit edildi. Yine savcılığın açıklamasında, Levent’in kullandığı belirtilen başka hesaplardan 2020-2026 yılları arasında 990 milyon liralık yasal bahis oynandığı ve yaklaşık 390 milyon lira kaybedildiği bildirildi. Dernek hesaplarının kambiyo senetleri ve kişisel hesaplara aktarılarak boşaltıldığına ilişkin ciddi emarelerden ve gayrimenkul işlemlerinden de söz edildi. Haluk Levent, soruşturma kapsamında Bursa’da gözaltına alındı.
Şimdi hemen altını çizelim:
Bunlar şu aşamada kesinleşmiş mahkeme hükümleri değildir. Bir soruşturma devam etmektedir. Herkes gibi Haluk Levent’in de masumiyet karinesi vardır. Suçlu olup olmadığına sosyal medya değil, bağımsız yargı karar verecektir.
Fakat masumiyet karinesi, soru sormama mecburiyeti değildir.
“Mahkeme sonuçlanmadı” demek başka şeydir, “Haluk Levent asla yapmaz” diyerek bütün belgeleri, banka hareketlerini ve savcılık açıklamasını daha incelemeden reddetmek başka şeydir.
İşte benim itirazım tam olarak buna.
“Yok, Haluk yapmamıştır!”
Bizim toplumumuzda tuhaf bir savunma mekanizması var.
Birini sevdiğimiz zaman onu denetlenemez ilan ediyoruz. Sevmediğimiz birini ise delil aramadan suçlu kabul ediyoruz.
Haluk Levent hakkında bir iddia ortaya çıkıyor:
“Yok, o yapmamıştır.”
Para hareketlerinden söz ediliyor:
“Onu da kandırmışlardır.”
Başkasının hesabını kullandığı ileri sürülüyor:
“Haberi yoktur.”
Yüz milyonlarca liralık bahis hacminden bahsediliyor:
“Oynamamıştır, hesabını başkası kullanmıştır.”
Gayrimenkul işlemleri gündeme geliyor:
“Mutlaka bir açıklaması vardır.”
Peki bütün bunların açıklaması varsa neden önce belgeler konuşmuyor? Neden hesap hareketleri, sözleşmeler, tapu kayıtları ve para transferleri herkesin anlayabileceği açıklıkta ortaya konulmuyor?
Bir insanı sevmek, ona sınırsız dokunulmazlık vermek değildir.
Güvenmek, denetimden vazgeçmek hiç değildir.
Tam tersine, elinde toplumun parası bulunan kişi, sıradan bir insandan daha fazla denetlenmelidir. Çünkü ona teslim edilen şey yalnızca para değil, kamusal güvendir.
Yardım yapılmış olması her şeyi aklamaz
Şunu da açıkça söylemeliyim:
Ahbap’ın deprem döneminde yardım yaptığı gerçektir. Sahaya giden ekipler, dağıtılan malzemeler, destek verilen insanlar vardır. Ben bunları yok saymıyorum. Derneğin internet sitesinde TÜRMOB ve Grant Thornton tarafından hazırlanan 2023 yılı raporları da yayımlanmıştır.
Ancak geçmişte yapılan iyilikler, daha sonra ortaya çıkabilecek bir usulsüzlüğün peşinen affedilmesi anlamına gelmez.
Bir insan yüz kişiye yardım etmiş olabilir. Bu, yüz birinci kişinin hakkını yiyebilme ruhsatı vermez.
Bir dernek binlerce çadır dağıtmış olabilir. Bu, bağış paralarının bir bölümünün amacı dışında kullanılıp kullanılmadığını sormamıza engel değildir.
Zaten mesele de “Hiç yardım yapılmadı” meselesi değildir.
Mesele, yardım için verilen paraların tamamının yardım amacıyla kullanılıp kullanılmadığıdır.
“Hepsi gitmedi, bir kısmı gitti” diye bir savunma olamaz. Çünkü bağış parasında “bir kısmı” diye bir kavram yoktur. Bağışçının gönderdiği bir liranın bile başka amaçla kullanılması, güven sözleşmesinin ihlalidir.
Depremzedenin parasıyla bahis oynanmışsa, bunun miktarı bir milyon da olsa vahimdir, yüz milyon da olsa vahimdir.
Çünkü o para bahis masasındaki bir rakam değildir.
O para enkaz başında bekleyen insanın battaniyesidir.
Bu kadar bahis parası nereden geldi?
Savcılığın açıkladığı 990 milyon liralık bahis hacmi sıradan bir rakam değildir.
Böyle bir rakam karşısında herkesin sorması gereken çok basit bir soru vardır:
Bu paranın kaynağı nedir?
Para kişiselse, gelir kaynağı belgeleriyle açıklanır.
Ticari faaliyetten geldiyse faturası, vergisi ve banka kaydı ortaya konulur.
Borç alındıysa kimden ve hangi şartlarla alındığı gösterilir.
Dernekle hiçbir ilgisi yoksa dernek hesaplarından kişisel hesaplara aktarıldığı belirtilen para hareketlerinin gerekçesi açıklanır.
Bunları sormak düşmanlık değildir.
Asıl dostluk, bir insana “Sen bizim sevdiğimiz kişisin, ne yaparsan yap sorgulamayız” demek değil, “Toplumun güvenini taşıyorsan hesabını herkesten daha açık vermelisin” diyebilmektir.
Haluk Levent, kısa süre önce iki karşılıksız çek nedeniyle yaklaşık 70 milyon liralık adli para cezasına hükmedilen davayla da gündeme gelmiş, yaptığı açıklamada haberlerin esasen doğru olduğunu ve ödemelerin taksitlendirileceğini söylemişti.
Şimdi aynı kişinin yüz milyonlarca liralık bahis hareketleriyle anılması elbette soruları büyütür.
Bir yanda karşılıksız çekler…
Bir yanda devasa bahis hacmi…
Bir yanda dernekten kişisel hesaplara gittiği belirtilen milyonlar…
Bir yanda gayrimenkul ve senet iddiaları…
Ve bütün bunların karşısında hâlâ aynı cümle:
“Yok canım, Haluk yapmaz.”
Allah aşkına, bizim gözlerimize ne oldu?
Kör mü olduk, görmek mi istemiyoruz, yoksa inandığımız kahramanın yıkılmasından korktuğumuz için gerçeğin üzerine perde mi çekiyoruz?
Sevdiğimiz insanı daha yargılamadan aklamak da yanlıştır
Son günlerde Haluk Levent’in adı başka bir soruşturmadaki bir modelin ifadeleriyle de gündeme geldi. Para karşılığı birliktelik ve uyuşturucu kullanımı yönünde iddialar basına yansıdı. Haluk Levent ise hayatı boyunca sigara ve uyuşturucu kullanmadığını söyleyerek bu iddiaları kesin bir dille reddetti. Bu iddiaların yargısal olarak kanıtlandığını söylemek bugün için mümkün değildir.
Burada da yapılması gereken bellidir:
Ne tek bir kişinin ifadesiyle bir insanı peşinen mahkûm etmek ne de “Ben Haluk’a inanıyorum” diyerek dosyayı daha açılmadan kapatmak.
Delil varsa incelenir.
Görüntü varsa bilirkişi tarafından doğrulanır.
İfade varsa diğer bulgularla desteklenip desteklenmediğine bakılır.
İddia yalan ise bunu ortaya atanlar hesap verir.
Doğru ise ilgili kişiler hesabını verir.
Hukuk böyle çalışmalıdır.
Fakat biz hukuk aramıyoruz. Biz ya kahraman ya hain arıyoruz. Ortası yok. Sevdiğimizi evliya, sevmediğimizi şeytan ilan ediyoruz.
Sonra da gerçekler ortaya çıktığında büyük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz.
Kahraman üretmeyi bırakmalıyız
Belki de asıl sorun Haluk Levent değil.
Asıl sorun, bizim sürekli kurtarıcı aramamız.
Bir kurum yerine bir kişiye güveniyoruz.
Bir denetim sistemi yerine bir sanatçının sözüne inanıyoruz.
Belge yerine imaja, rapor yerine sosyal medya paylaşımına, kurumsal şeffaflık yerine “Ben bu adamı seviyorum” duygusuna yaslanıyoruz.
Sonra o insanın omuzlarına taşıyamayacağı kadar büyük bir güven yüklüyoruz.
Türkiye’nin en güvenilir insanı…
Depremzedelerin ağabeyi…
Darda kalanın dostu…
Herkesin Ahbap’ı…
Bu sıfatları verdikten sonra da o kişiyi eleştirmeyi neredeyse günah sayıyoruz.
Oysa hiçbir insan bu kadar büyük, hiçbir isim denetimden muaf, hiçbir iyilik geçmişi sorgulanamaz değildir.
Bugün Haluk Levent olur, yarın bir başkası.
İsimler değişir ama bizim sorgulamadan teslim olma alışkanlığımız değişmezse aynı hayal kırıklığını tekrar tekrar yaşarız.
Bu sefer de kupon yattı
Başlığa “Bu Sefer de Kupon Yattı” dedim.
Çünkü ortada yalnızca bahis oynandığı iddiası yok.
Biz de yıllardır bir kupon yaptık.
Birinci maça “Haluk Levent bizi kandırmaz” yazdık.
İkinci maça “Ahbap’ın olduğu yerde yanlış olmaz” dedik.
Üçüncü maça “İyilik yapan insan kötülük yapamaz” seçeneğini işaretledik.
Son maça da “Bizim güvendiğimiz insan sorgulanamaz” yazdık.
Şimdi o kupon elimizde duruyor.
Savcılık para hareketlerinden, bahis hesaplarından, gayrimenkullerden ve kişisel hesaplara aktarılan milyonlardan söz ediyor.
Ama bazıları hâlâ kuponun tuttuğunu sanıyor.
Hayır.
Bu sefer yalnızca Haluk Levent’in kuponu yatmadı.
Bizim sorgulamadan kurduğumuz güven kuponu da yattı.
Şayet iddialar doğru değilse, Haluk Levent bütün belgeleriyle aklanmalı ve ona haksız yere iftira atanlar hesap vermelidir.
Ama iddialar doğruysa da kimse geçmişte yaptığı yardımların, söylediği şarkıların veya toplumdaki popülerliğinin arkasına saklanmamalıdır.
Çünkü deprem bağışı, alkışla kapatılabilecek bir hesap değildir.
Bu millet yardım ederken kandırılmayı değil, yarasına merhem olunmasını istedi.
Bu nedenle bugün söylememiz gereken cümle şudur:
Haluk Levent yapmaz demiyorum. Haluk Levent yaptı da demiyorum. Ama bu kadar ağır bulguların karşısında kimse bana “Sorma, güven” diyemez.
Ben artık kişilere değil, belgelere inanmak istiyorum.
Çünkü güven güzeldir.
Ama denetimsiz güven, üzerine imza atılmış boş bir senettir.
Ve görünen o ki bu millet, o boş senede yıllardır imza atıyor.
Emre Öztürk