TELEFONUN ARDINDAKİ HAYAT
Çocuğunuzu siz mi yetiştiriyorsunuz, sosyal medya mı?
Bir çocuğun okulda kimlerle arkadaşlık ettiğini, eve kaçta geldiğini, derslerini yapıp yapmadığını takip ediyoruz. Peki ya kapısını kapatıp telefonunu eline aldığında hayatında neler olup bittiğini ne kadar biliyoruz?
Çocuklarımızın dijital dünyası, çoğu zaman bizim göremediğimiz ama onların hayatını doğrudan etkileyen ilişkilerle dolu. Orada kurulan arkadaşlıklar, verilen kararlar ve yapılan paylaşımlar, ekran kapandığında da sonuçlarını sürdürebiliyor.
Düşünün: On iki yaşındaki bir çocuk, arkadaş grubundan dışlanmamak için istemediği bir videoda yer alıyor. Başta yalnızca eğlenmek için çekilen görüntüyü bir arkadaşı başkalarına gönderiyor. Çocuk artık videonun kimlere ulaştığını bilmiyor; silinmesini istese bile başkalarının elindeki kopyaları kontrol edemiyor. Birkaç dakikalık eğlence, onun için uzun süre taşıyacağı bir kaygıya dönüşebiliyor.
Bu, yalnızca belirli bir akımın ya da tek bir platformun meselesi değil. Çocukların dijital dünyasında mahremiyet, arkadaşlık, kabul görme isteği ve başkalarının baskısı iç içe geçebiliyor.
Çocuklar bazen yaptıklarının yanlış olduğunu bilmedikleri için değil, bir şeylerin ters gittiğini sezdikleri hâlde dışarıda kalmaktan korktukları için sınırlarını aşabiliyor.
Bir akıma katılmak, arkadaşlarına fotoğraf göndermek ya da bir videoyu paylaşmak o an onlara önemsiz görünebilir. Bazen sonuçlarını düşünmezler, bazen de gruptan kopmamak için riskleri görmezden gelirler. Oysa dijital ortamda paylaşılan bir görüntü, gönderen kişinin denetiminden çıkabilir. Özel bir mesaj başkalarına aktarılabilir, bir fotoğraf izinsiz paylaşılabilir, bir çocuk alay konusu hâline getirilebilir. Üstelik bunları yapan kişi her zaman bir yabancı değildir; bazen en yakın arkadaş sandığı biri de olabilir.
Bu nedenle çocuklara yalnızca tanımadıkları insanlara karşı dikkatli olmalarını söylemek yeterli değil. Kendi görüntülerini korumayı, başkasının özelini izinsiz paylaşmamayı, rahatsız oldukları bir şeye hayır diyebilmeyi ve çevrim içi ortamda karşılaştıkları baskıyı tanımayı da öğretmeliyiz.
Peki, bütün bunlar olurken anne babaların sorumluluğu nerede başlıyor?
Çocukların telefonlarını ellerinden almak, bütün hesaplarını yasaklamak ya da onları dijital dünyanın dışında tutmaya çalışmak tek başına çözüm değil. Ancak çocuğa özgürlük tanımak, yaşına uygun sınırlar koymaktan vazgeçmek anlamına da gelmiyor. Ebeveynlik, yalnızca çocuğun nerede olduğunu bilmek değil, içinde bulunduğu dünyanın onu nasıl etkilediğini anlamaya çalışmaktır.
Bunun için her konuşmayı sorguya çevirmeye gerek yok. Yarın akşam çocuğunuzla oturduğunuzda, "Bugün telefonunda seni güldüren ya da rahatsız eden bir şey oldu mu?" diye sorun. Cevabını hemen yargılamadan dinleyin. Bir akımdan söz ettiğinde yalnızca yasaklamaya odaklanmak yerine, neden katılmak istediğini ve kendisini baskı altında hissedip hissetmediğini anlamaya çalışın.
Çocuğunuzun size anlatırken korkmaması da en az koyduğunuz kurallar kadar önemlidir. Bir hata yaptığında ilk karşılaşacağı şeyin öfke ve aşağılanma olacağını düşünürse yaşadığı sorunu saklayabilir. Oysa zorbalığa uğradığında, özel bir görüntüsü izinsiz paylaşıldığında ya da kendisini tehdit altında hissettiğinde yardım isteyebileceği bir yetişkinin varlığını bilmelidir.
Çocuklarımızı dijital dünyada korumak, onları sürekli gözetlemek demek değildir; doğruyla yanlışı ayırt edebilmelerini ve gerektiğinde yardım isteyebilmelerini sağlamaktır. Sosyal medya hayatlarında var olmaya devam edecek. Asıl mesele, onların bu dünyada kuralsız ve rehbersiz kalmamasıdır.
Çocuklarımızın dijital dünyasını bütünüyle göremeyebiliriz. Ama başlarına gelenleri bize anlatıp anlatamayacakları, büyük ölçüde bizim kurduğumuz ilişkiye bağlı.