17 Ekim 2026, Cumartesi

Okul Saldırıları: Çocuk Yetiştirirken Neyi Eksik Bırakıyoruz?

YAYINLAMA:

Çocuklarımızın hangi okula gideceğini, hangi mesleği seçeceğini ve nasıl bir hayat kuracağını düşünüyoruz. Başarılı olmaları, kendi ayakları üzerinde durmaları ve iyi bir gelecek kurmaları için çabalıyoruz. Peki, bir gün öfkelendiklerinde nasıl davranacaklarını, kendilerinden farklı insanlarla nasıl ilişki kuracaklarını ve güç ellerine geçtiğinde onu nasıl kullanacaklarını da öğretiyor muyuz?

Okul saldırılarıyla ilgili haberler hepimizi sarsıyor. Ardından aileyi, okulu ve arkadaş çevresini sorguluyoruz. Ancak olayların ardından yalnızca suçlu aramak, benzer acıların önlenmesi için yeterli değil. Her olayın kendine özgü koşulları var; şiddeti tek bir nedene bağlamak da doğru olmaz. Yine de bu olaylar, çocuk yetiştirme biçimimizi ve yetişkinler olarak taşıdığımız sorumlulukları yeniden düşünmemizi gerektiriyor.

Çünkü çocuk yetiştirmek, yalnızca iyi bir eğitim sunmak ve geleceği planlamak değildir. Başkalarının haklarına saygı duymayı, öfkeyle baş etmeyi ve hata yaptığında sorumluluk almayı da öğretmektir. Başarı, ne elde ettiğimizle; karakter ise elde ettiklerimizi nasıl kullandığımızla ilgilidir.

Burada ailelerin gözden kaçırmaması gereken önemli bir ayrım var: Çocuğumuzu korumak, her davranışını savunmak demek değildir. Öğretmen çocukla ilgili bir kaygısını dile getirdiğinde hemen savunmaya geçebiliyoruz; çocuğumuz bir arkadaşına zorbalık yaptığında “Çocuktur, yapar.” diyerek meseleyi kapatabiliyoruz. Oysa çocuğu anlamaya çalışmak, davranışını onaylamak anlamına gelmez.

Çocuk bir arkadaşına hakaret ettiğinde yalnızca “Bir daha yapma.” demekle yetinmeyebiliriz. “Sence arkadaşın bu sözleri duyduğunda ne hissetmiş olabilir?” diye sorabiliriz. Amacımız onu utandırmak ya da cezalandırmak değil, yaptığı davranışın başkaları üzerindeki etkisini fark etmesini sağlamaktır. Çocuk, yanlış bir davranışın kendisini bütünüyle kötü biri yapmadığını; ancak o davranışın sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini öğrenmelidir.

Çocuğumuzu her hatadan koruyamayız; ama hatalarının sorumluluğundan kaçmayı öğrenmesine de göz yumamayız.

Sınır koymak da bu sorumluluğun bir parçasıdır. Bu sınırlar korkutarak ya da aşağılayarak değil, tutarlı kurallar ve karşılıklı saygıyla oluşturulmalıdır. Çocuklar söylediklerimiz kadar davranışlarımızdan da öğrenir. Evde anlaşmazlıkları nasıl çözdüğümüz, öfkemizi nasıl ifade ettiğimiz ve başkalarına nasıl davrandığımız, onların dünyayı anlamlandırmasında önemli bir yer tutar.

Çocuklarımızla çoğu zaman duygularını dinlemekten çok dersleri ve notları konuşuyoruz. Oysa eve gelip “Arkadaşlarım beni oyuna almadı.” diyen bir çocuğa “Sen de başka arkadaş bul.” demek, sorunu çözmekten çok konuşmanın önünü kapatabilir. “Bu seni üzmüş olmalı. İstersen birlikte ne olduğunu anlamaya çalışalım.” demek ise kendisini ifade edebilmesi için alan açar. Amaç, her sorunu onun yerine çözmek değil, yaşadıklarını anlatabileceği güvenli bir ilişki kurmak ve kendi çözüm yollarını bulmasına destek olmaktır.

Çocuklarımızın davranışlarında belirgin ve kalıcı değişiklikler, tekrarlayan zorbalık, başkalarına yönelik tehditler ya da yoğun sıkıntı belirtileri gördüğümüzde bunları küçümsememeliyiz. Gerektiğinde okulun rehberlik servisinden veya uygun uzmanlardan destek almalıyız. Bu belirtilerin hiçbiri tek başına bir çocuğun şiddete başvuracağını göstermez. Amaç çocukları etiketlemek değil, yaşadıkları güçlükleri zamanında fark etmektir.

Dijital dünyayı da göz ardı etmemeliyiz. Çocuklarımızın çevrim içi ortamda karşılaştıkları içerikler ve yaşadıkları sorunlar hakkında açıkça konuşmalı, ihtiyaç duyduklarında destek alabileceklerini bilmelerini sağlamalıyız.

Elbette bütün sorumluluk ailelerin omzunda değil. Okulların güvenli ortamlar oluşturması, zorbalığa etkili biçimde müdahale etmesi, rehberlik hizmetlerini güçlendirmesi ve desteğe ihtiyaç duyan çocuklara zamanında ulaşması da büyük önem taşıyor. Çocukların güvenliği, ailelerin, eğitimcilerin ve kurumların ortak sorumluluğudur.

Bununla birlikte çocuk yetiştirmek, yalnızca kendi çocuğumuzun geleceğini hazırlamak değildir. Aynı zamanda onun, başkalarının da güvenle yaşayabileceği bir dünyanın parçası olmasına katkıda bulunmaktır.

Belki de asıl soru şudur: Çocuklarımızın geleceğini planlarken, nasıl bir insan olarak yetiştiklerine yeterince emek veriyor muyuz?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız