Her Kız Çocuğu, Güvenle Büyüyen Bir Geleceği Hak Eder
11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü
Bir kız çocuğuna güçlü olmayı öğretmeden önce, onun korkmak zorunda kalmayacağı bir dünya kurmayı öğrenmeliyiz. Çünkü çocuklardan sürekli güçlü olmalarını bekleyen bir toplumun kendisine sorması gereken bir soru var: Biz çocukları hayata mı hazırlıyoruz, yoksa onlara güvenli bir hayat sunamadığımız için hayatta kalmayı mı öğretiyoruz?
Bir kız çocuğunun gözlerinde henüz kurulmamış hayaller, keşfedilmeyi bekleyen yetenekler ve yaşanmamış bir gelecek vardır. O gözlerde bir bilim insanı, bir yazar, bir öğretmen ya da henüz adını bile koyamadığı bir hayal saklı olabilir. Ancak asıl mesele, onun gelecekte kim olacağı değildir. Asıl mesele, kim olmak istediğine özgürce karar verebildiği bir dünyada büyüyüp büyüyemeyeceğidir. Çünkü bir kız çocuğu, yalnızca geleceğin kadını değildir. O, bugün de başlı başına bir bireydir. Çocukluğu ertelenmeden, sesi bastırılmadan, düşünceleri küçümsenmeden ve güvenliği tartışma konusu yapılmadan yaşama hakkına sahiptir.
Bir kız çocuğunun en temel hakkı, çocuk olabilmektir.
Ne yazık ki pek çok kız çocuğu, hayallerini özgürce kurmayı öğrenmeden önce korkularıyla yaşamayı öğreniyor. Kimi eğitim hakkına ulaşmak için mücadele ediyor, kimi kendisine çizilen sınırları aşmaya çalışıyor, kimi de henüz anlamlandıramadığı sorumlulukların altında büyüyor.
Biz ise çoğu zaman onlara cesur olmalarını, kendilerini korumalarını, mücadele etmelerini ve zorluklar karşısında ayakta kalmalarını söylüyoruz. Peki, neden bu kadar erken yaşta kendilerini korumak zorunda kaldıklarını yeterince sorgulamıyoruz?
Bir çocuğun dayanıklılığıyla övünmek kolaydır. Zor olan, onu dayanmak zorunda bırakan koşulları değiştirmektir.
Yetişkinler olarak çocukların güçlü olmalarını istiyoruz. Ancak bazen onların korkularını anlamak yerine korkularıyla baş etmelerini, sorunlarını dinlemek yerine sorunlara alışmalarını, hayallerini desteklemek yerine gerçekçi olmalarını öğütlüyoruz. Oysa çocukların her zorluğa alışması, o zorluğun kabul edilebilir olduğu anlamına gelmez. Bir çocuğun susması, korkmadığı anlamına gelmez. Gülümsemesi, kendisini güvende hissettiğini kanıtlamaz. Başarılı olması da hayatındaki bütün sorunların üstesinden geldiği anlamına gelmez.
Bir çocuğun güçlü görünmesiyle güvende olması aynı şey değildir. Güvenli bir dünya, kız çocuklarının tehlikeleri tanımayı öğrendiği değil, tehlikeler karşısında yalnız bırakılmadığı bir dünyadır.
Böyle bir dünya kendiliğinden kurulmaz. Ailelerin tutumlarıyla, eğitimcilerin yaklaşımıyla, kurumların kararlılığıyla ve toplumun çocuk haklarına gösterdiği özenle kurulur.
Kız çocuklarını korumak, yalnızca bir tehlike ortaya çıktığında harekete geçmek değildir. Onların sesini duymak, sınırlarına saygı göstermek, eğitimlerine eşit fırsatlar sunmak ve yardım istediklerinde karşılık bulabilecekleri mekanizmalar oluşturmak da bu sorumluluğun parçasıdır.
Bir çocuğun güvenliği yalnızca ailesinin omuzlarına bırakılamaz. Çocuk haklarının korunması, toplumun ve ilgili kurumların da sorumluluğudur. Çünkü haklar, yalnızca kâğıt üzerinde tanımlandıklarında değil, çocukların gündelik hayatlarında karşılık bulduklarında anlam kazanır.
Bazen bir çocuğun hayatında en derin izleri, yaşadığı olay kadar o olay karşısında yalnız bırakılması da oluşturur. Bazen duyulmayan bir ses, küçümsenen bir korku ya da ciddiye alınmayan bir sorun, çocuğun kendisine ve dünyaya duyduğu güveni zedeler.
Bu nedenle bir çocuğu dinlemek, yalnızca konuşmasına izin vermek değildir. Söylediklerini önemsemek, duygularını küçümsememek ve yardım istediğinde onu suçlamadan yanında durabilmektir. Çünkü bir çocuk, yaşadığı bir sorunu anlatırken önce anlaşılabileceğine inanmak ister. Söylediklerinin önemsenmeyeceğini düşünüyorsa sessiz kalabilir. Bizim görevimiz, onun sessizliğini her şeyin yolunda olduğuna dair bir işaret olarak kabul etmek değil, kendisini güvenle ifade edebileceği bir ortam yaratmaktır.
Bir kız çocuğuna yalnızca ne yapamayacağını anlatırsak sınırlarını büyütürüz. Ona düşünme, deneme, yanılma ve yeniden başlama fırsatı verirsek kendi potansiyelini keşfetmesine yardımcı oluruz.
Eğitim hakkı, eşitlik ve özgürlük bu nedenle yalnızca toplumsal hedefler değildir. Bunlar, her kız çocuğunun hayatını doğrudan etkileyen temel haklardır. Ancak bütün bunların ötesinde unutmamamız gereken bir gerçek var: Bir kız çocuğunun değeri, gelecekte elde edeceği başarılarla ölçülemez.
Doktor olması gerekmez. Bilim insanı olması, kitaplar yazması, ödüller kazanması ya da dünyayı değiştirmesi gerekmez. Başarılı olduğunda da başarısız olduğunda da değerlidir. Hayallerini gerçekleştirdiğinde de yolunu yeniden çizdiğinde de…
Bir kız çocuğu, gelecekte olacağı kişi için değil, bugün olduğu kişi olarak değerlidir.
Belki de yetişkinler olarak kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Kız çocuklarına nasıl bir gelecek bırakıyoruz? Hayallerini gerçekleştirmek için kendilerini sürekli kanıtlamak zorunda kaldıkları bir gelecek mi? Haklarını korumak için mücadele etmek zorunda oldukları bir hayat mı? Yoksa seslerinin duyulduğu, sınırlarına saygı gösterildiği ve varlıklarının herhangi bir koşula bağlı olmadan değerli kabul edildiği bir dünya mı?
11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü, yalnızca güzel dileklerimizi paylaşacağımız bir tarih olmamalı. Bir günlüğüne çocuk haklarından söz edip ertesi gün aynı sorumlulukları unutmak, gerçek bir değişim yaratmaz.
Eşitlik, yalnızca sözcüklerle savunulduğunda değil; ailede, eğitimde, sokakta ve hayatın her alanında yaşatıldığında anlam kazanır. Çocuk hakları, yalnızca özel günlerde hatırlandığında değil, her gün korunduğunda gerçek karşılığını bulur.
Bir toplumun çocuklarına verdiği değer, yalnızca onlar için kurduğu cümlelerde değil, onlar adına aldığı kararlarda, koruduğu haklarda ve değiştirmeye cesaret ettiği koşullarda ortaya çıkar.
Ben, hiçbir kız çocuğunun hayallerini kurarken önce korkularını hesaba katmak zorunda kalmadığı bir dünya istiyorum. Kendini ifade etmekten çekinmediği, hakkını aradığı için suçlanmadığı, yardım istemekten utanmadığı ve kabul görmek için sürekli bir şeyler başarmak zorunda hissetmediği bir dünya…
Çocukluğunu yaşayabildiği, eğitimine özgürce devam edebildiği, düşüncelerini korkmadan ifade edebildiği ve geleceği hakkında söz sahibi olabildiği bir dünya…
Bugün bütün kız çocuklarına şunu söylemek istiyorum: Hayal kurmaktan vazgeçmeyin. Sesinizin duyulmayı, düşüncelerinizin ciddiye alınmayı ve seçimlerinizin saygıyla karşılanmayı hak ettiğini bilin. Yorulmaya, yardım istemeye, hata yapmaya ve yeniden başlamaya hakkınız var. Kendinizi sürekli kanıtlamak zorunda değilsiniz. Siz, yalnızca kendiniz olduğunuz için değerlisiniz.
Biz yetişkinlere düşen görev ise onlara yalnızca umut vermek değil, umut edebilecekleri koşulları yaratmaktır. Onlara cesaret aşılamak kadar cesaretlerini kırmamayı, haklarını anlatmak kadar haklarını korumayı ve geleceklerini düşünmek kadar bugünlerini güvence altına almayı da öğrenmeliyiz. Çünkü bir çocuğa güçlü olmayı öğretmek kolaydır. Asıl sorumluluk, onun güçlü olmak zorunda kalmadığı bir dünya kurabilmektir.
Dilerim hiçbir kız çocuğu, kendisini korumak için çocukluğundan vazgeçmek zorunda kalmasın. Dilerim hiçbirinin sesi, yaşı küçük diye duyulmazlıktan gelinmesin. Dilerim hiçbir çocuk, yardım istemek için başına kötü bir şey gelmesini beklemek zorunda kalmasın.
Ve bir gün, kız çocuklarına bıraktığımız dünyayı anlatırken yalnızca ne hayal ettiğimizi değil, onlar için neyi değiştirdiğimizi de söyleyebilelim. Çünkü mesele, kız çocuklarına daha güzel bir gelecek vaat etmek değildir. Mesele, o geleceğin önündeki engelleri bugünden kaldırmaya cesaret edebilmektir.
Bir kız çocuğunun hayallerini korumak istiyorsak önce çocukluğunu korumalıyız. Çünkü güvenli bir çocukluk, bir ayrıcalık değil, her çocuğun hakkıdır.
11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü kutlu olsun.
Dilerim hiçbir kız çocuğu, yalnızca kendisi olduğu için hayallerinden vazgeçmek zorunda kalmasın. Dilerim her biri, korkularıyla değil hayalleriyle büyüyebileceği bir dünyada yaşasın.