İTİRAF MI, SAVUNMA MI?
Bazı sözler vardır; söylenirken savunma amacı taşıyor gibi görünür, fakat biraz dikkatle dinlediğinizde başka bir gerçeğin de kapısını aralar. Cumhurbaşkanımızın son konuşmasını dinlerken benim zihnimde de böyle bir soru oluştu: Bu bir savunma mıydı, yoksa farkında olmadan yapılan bir itiraf mı?
Sayın Cumhurbaşkanı konuşmasında özetle; “Dün neysek, bugün oyuz.”, “25 sene önce gayemiz neyse bugün de aynıdır.”, “Yanlış yapanla, nefsine yenik düşenle vedalaşır, yolumuza güçlenerek devam ederiz.”, “Devletin ve milletin malına el uzatanla işimiz olamaz.” dedi.
Bu sözlerin her biri kendi içinde açık ve anlaşılır. Fakat sözlerin arasındaki boşluklarda insanın aklına bazı sorular da geliyor. Eğer dün neysek bugün de oyuz diyorsak, bugün ortaya çıkan yanlışlar dün neredeydi? Eğer 25 yıl önceki gaye ile bugün aynı gayeyi taşıyorsak, bu safralar nasıl oldu da yıllarca bu yapının içinde kalabildi?
Ben defalarca ifade etmişimdir, tekrar yineliyorum: Cumhurbaşkanımızın bütün bunları bildiğini düşünmüyorum. Tam tersine, yıllardır içimden geçirdiğim soru şuydu: “Bu safraları neden boşaltmıyor?” Çünkü Cumhurbaşkanı her şeyi bilemez. Ama bilmesi gerekenler vardır, görmesi gerekenler vardır, denetlemesi gerekenler vardır, uyarması gerekenler vardır. Yanlış yapanı zamanında ayıklaması gereken bir sistem vardır.
İşte mesele tam burada başlıyor. Cumhurbaşkanımız bilmiyorsa, bilmesi gerekenler neredeydi? Görmediyse, görmesi gerekenler neredeydi? Duymadıysa, duyması gerekenler neredeydi? Ve bugün yanlış yapanlarla vedalaşılacaksa, neden daha önce vedalaşılmadı? Ya da bugün gerçekten vedalaşılıyor mu?
Yıllardır kartvizitimde taşıdığım bir söz var: “Görerek bakmak, anlayarak çözmek.” Ben bunu bir övünme sözü olarak değil, hayat ve meslek düsturu olarak taşıdım. Çünkü insan baktığı şeyi görmüyor, duyduğu şeyi anlamıyor, araştırmadan kabul ediyor ve kendi aklını kullanmıyorsa yalnızca kendisini değil, içinde yaşadığı toplumu da yanıltabilir. İnsana verilen akıl, başkasının düşüncesini tekrar etmek için değil; görmek, anlamak, sorgulamak ve doğruyu aramak içindir.
Kur’an’ın insanı tekrar tekrar akletmeye çağırması da boşuna değildir. “Akletmez misiniz?”, “Düşünmez misiniz?”, “İbret almaz mısınız?” soruları, yalnızca başkasına yöneltilecek sorular değildir. Bazen insanın kendisine, kendi çevresine, kendi kurumuna ve kendi yaptığına sorması gereken en ağır sorulardır.
Ben daha önce “AYRANIM EKŞİ” diye yazdım. Çünkü insanın kendi ayranının ekşi olduğunu söyleyebilmesi de bir erdemdir. Başkasının kusurunu görmek kolaydır, kendi kusurunu görebilmek zordur. Siyasette de böyledir. Bir siyasi hareketin büyüklüğü yalnızca taraftarlarının çokluğuyla değil, kendi yanlışını görebilme ve gerektiğinde kendi içindeki safrayı temizleyebilme cesaretiyle ölçülür. Başkasını suçlamaktan çok daha büyük bir siyasi olgunluktur bu.
“MERTLİK BUDUR” derken anlatmak istediğim de buydu. Mertlik yalnızca kendi tarafının doğrusunu savunmak değildir; kendi tarafının yanlışını da söyleyebilmektir. Dostunun
yanlışını söyleyebilmek, düşmanının doğrusunu teslim edebilmek, kendi kusurunu kabul edebilmek ve gerektiğinde “Burada biz yanlış yaptık” diyebilmek... İşte mertlik budur.
Bugün konuşma sırasında bazı partililerin gözyaşlarına da şahit olduk. Elbette insanın üzülmesi doğaldır. Fakat insan ister istemez düşünüyor: Bu gözyaşları AK Parti’nin bugün geldiği duruma mı, yoksa Cumhurbaşkanımızın bütün bu yükün altında verdiği mücadeleye ve çırpınışına mı? Belki ikisine birden, belki başka bir şeye... Bunu onların vicdanı bilir. Benim söyleyebileceğim şudur: Gözyaşlarının gerçek anlamını zaman gösterecektir. Çünkü siyasette sözler kadar sonuçlar da konuşur.
Bugün ağlamak mümkündür, yarın unutmak da mümkündür. Fakat millet unutmaz. Millet bakar, millet takip eder ve zamanı geldiğinde kendi değerlendirmesini yapar. Millet şunu görmek ister: Gerçekten safralar atıldı mı? Yoksa birkaç isim değişti, birkaç kişi kenara çekildi ve sistem aynı şekilde devam mı etti? Kim gitti, kim kaldı, kim hesap verdi, hangi mekanizma değişti, hangi denetim güçlendirildi? Bunların hepsi görülecek.
Geçmişte siyasette çok kullanılan bir ifade vardı: “Aldatıldık.” Elbette insan aldatılabilir, insan yanılabilir. Devlet yönetiminde de yanlış yönlendirme olabilir. Fakat “aldatıldık” denildiğinde soru bitmez, tam tersine yeni sorular başlar: Bizi kim aldattı, nasıl aldattı, kimlerin aldatmasına neden izin verildi, kim denetlemedi, kim görmedi, kim gördüğü halde sustu ve bundan sonra aynı şeyin yaşanmaması için ne değişecek?
Çünkü “aldatıldık” demek bir açıklama olabilir; fakat sorumluluğu ortadan kaldıran bir cevap değildir. Tam tersine, yeni bir sorunun başlangıcıdır.
İşte bu nedenle bugün Cumhurbaşkanımızın konuşmasını yalnızca bir savunma olarak değil, bundan sonra yapılacakların da bir taahhüdü olarak görmek istiyorum. Ben yıllardır “Safraları zamanında boşaltın” diyorum. Bir hareketi güçlü kılan, içinde hiç yanlış yapan insan bulunmaması değildir. Yanlış yapanı gördüğünde onunla gerektiğinde yollarını ayırabilmesidir. Asıl güç, kendi içindeki yanlışı görebilmek ve onu düzeltme cesaretini gösterebilmektir.
Tam burada, yıllar önce TBMM kürsüsünden söylenmiş bir söz aklıma geliyor. Erkan Mumcu, 22 Mayıs 2007 tarihli konuşmasında, devlet kudretini ele geçirmeye çalışan yapılara yönelik olarak “Hiç kimse durduk yerde, oturduğu yerden Kabakçı Mustafa hezeyanlarına falan kapılmasın. Kimse de Osmanlı’ya oyun oynamasın. Osmanlı, oyunu affetmez” demişti.
O sözün üzerinden yıllar geçti. Bugün o konuşmayı yeniden okuyunca, insan ister istemez bazı soruları yeniden düşünüyor. O gün söylenenler yalnızca o günün siyasi tartışması mıydı, yoksa devlet, siyaset, para, güç ve denetim ilişkileri konusunda daha geniş bir uyarı mıydı? Bunu bugünden geriye dönerek kesin bir hükme bağlamak doğru olmaz. Fakat bir gerçek değişmiyor: Devletin gücü, kişisel çıkarların ve siyasi hesapların üzerinde olmak zorundadır. Devletin oyunu affetmemesi kadar önemli olan başka bir şey daha vardır: Devletin oyunu zamanında görebilmesi. Çünkü oyun oynandıktan sonra hesap sormak önemlidir. Fakat asıl maharet, oyun kurulurken onu görebilmektir.
İşte burada benim yıllardır taşıdığım söz yeniden karşımıza çıkıyor: Görerek bakmak, anlayarak çözmek. Akletmek, sorgulamak, gerektiğinde “Ayranım ekşi” diyebilmek, kendi safrasını da görebilmek...
Şimdi sözün değil, sonucun zamanı. Millet safraların gerçekten atılıp atılmadığını takip edecektir. Gözyaşlarının ne anlama geldiğini de, vedaların gerçek olup olmadığını da, değişen şeyin isimler mi yoksa sistem mi olduğunu da görecektir. Çünkü bazen en güçlü cevap bir konuşma değildir; sonuçtur.
Ve bugün bütün bu konuşmaların sonunda geriye tek bir soru kalıyor: Cumhurbaşkanımızın söyledikleri, yalnızca bugünü kurtaran bir savunma mı olacak, yoksa gerçekten yeni bir temizliğin, hesap verme iradesinin ve yıllardır temizlenemeyen safraların kabul edilmesinin başlangıcı mı?
Bunu artık sözler değil, bundan sonra atılacak adımlar gösterecek.