Hepimizin Bir “Sonra Yaparım” Mezarlığı Var
“Sonra yaparım.”
Ne kadar sıradan bir cümle. Gün içinde farkına bile varmadan kaç kez söylüyoruz. Birini aramamız gerekir, “Sonra ararım” deriz. Bir kitap okumak isteriz, “Sonra okurum” diye erteleriz. Gitmek istediğimiz bir yer vardır, “Biraz daha zamanım olsun, sonra giderim” deriz. İçimizden geçen bir şeyi birine söylemek isteriz ama “Şimdi sırası değil” deyip susarız.
Sonra…
Hayatımızda ne çok şeyi bu kelimeye emanet ediyoruz. Biraz daha para biriktirelim, sonra. Çocuklar biraz büyüsün, sonra. İşler biraz sakinlesin, sonra. Kendimizi biraz daha hazır hissedelim, sonra. Sanki hayat, bütün şartlar tamamlandığında başlayacakmış gibi bekliyoruz.
Oysa hayat beklemiyor. Biz beklerken çocuklarımız büyüyor, anne babalarımız yaşlanıyor, dostlukların arasına fark etmeden mesafeler giriyor. Bir zamanlar her gün konuştuğumuz insanlar, yıllar sonra hayatımızın içinden sessizce çekiliyor. Biz ise hâlâ aynı cümleyi kuruyoruz: “Bir ara görüşelim.”
Belki de hepimizin içinde görünmeyen bir mezarlık var.
Adı: Sonra Yaparım.
Orada başlamaya cesaret edemediğimiz işler, söylemeye fırsat bulamadığımız sözler, gitmeye vakit ayıramadığımız yerler ve kendimize vermeyi sürekli ertelediğimiz kararlar yatıyor. Kimse o mezarlığı görmüyor. Ama insan bazı geceler kendi içinde oraya uğruyor; geçmişe değil, yaşanmamış ihtimallere bakıyor.
“Acaba yapsaydım ne olurdu?”
Belki de insanın en ağır pişmanlıklarından bazıları yaptıklarından değil, yapabilecekken yapmadıklarından doğuyor. Çünkü hayat bize her zaman ikinci bir fırsat vermiyor. Bazı telefonların karşı tarafı bir gün açılmıyor. Bazı özürlerin zamanı geçiyor. Bazı yolculuklar bir daha yapılamıyor. Bazı insanlar hayatımızdan öyle sessiz çıkıyor ki onların yokluğunu, ancak bir gün eski bir anıyı hatırladığımızda fark ediyoruz.
En acısı da şu: Bazı hayallerimizi kaybettiğimizi bile hemen anlamıyoruz. Onları sadece biraz daha erteliyoruz. Bir gün, bir hafta, bir yıl… Sonra bir bakıyoruz, eskiden bizi heyecanlandıran şey artık yalnızca “Bir zamanlar bunu çok istiyordum” dediğimiz bir hatıraya dönüşmüş.
Elbette her şeyi hemen yapmak zorunda değiliz. Hayat, sosyal medyada anlatıldığı kadar kolay değil. Hepimizin sorumlulukları, korkuları, maddi sınırları ve beklemek zorunda olduğu zamanlar var. Bazen ertelemek gerçekten gereklidir. Bazen doğru zamanı beklemek vazgeçmek değil, hazırlanmaktır.
Ama bir şeyi sürekli erteliyorsak kendimize başka bir soru sormamız gerekiyor: Ben gerçekten doğru zamanı mı bekliyorum, yoksa korkumu “sonra” kelimesinin arkasına mı saklıyorum? Çünkü bazen mesele zaman değildir. Mesele, kendimizi hazır hissetmemektir. Oysa hayat çoğu zaman bize hazır olduğumuz için başlamıyor; biz başladığımız için hazır hale geliyoruz. Bir telefon açarak, bir başvuru yaparak, bir bilet alarak, bir cümle kurarak… Bazen yıllardır beklediğimiz değişim, yalnızca ilk adımı atmamızı bekliyor.
Belki bugün hayatımızı baştan aşağı değiştirmemiz gerekmiyor. Sadece uzun zamandır ertelediğimiz bir şeyi hatırlamamız yeterli. Aramak istediğimiz biri, gitmek istediğimiz bir yer, başlamak istediğimiz bir iş, söylemek istediğimiz bir cümle ya da kendimize yıllardır vermeyi beklediğimiz bir izin olabilir.
Ve sonra kendimize dürüstçe sorabiliriz:
“Bunun için gerçekten daha iyi bir zamana mı ihtiyacım var, yoksa yalnızca başlamaya mı?”Çünkü belki de hayatın en büyük yanılgısı, “sonra”yı bir zaman dilimi sanmamız. Oysa “sonra” bazen yalnızca korkularımızın, alışkanlıklarımızın ve bahanelerimizin arkasına saklandığımız bir kelime.
Belki yıllar sonra hayatımıza dönüp baktığımızda, en çok yaptıklarımızı değil; sürekli ertelediklerimizi hatırlayacağız. Söyleyemediğimiz sözleri, çıkamadığımız yolları, başlayamadığımız işleri, kendimize vermediğimiz izinleri…
Ve belki o gün anlayacağız:
Hayatımızı en çok kaçırdığımız anlar, yanlış karar verdiğimiz anlar değil; hiçbir karar vermeden “sonra” dediğimiz anlardı.