SEVEN SEVDİĞİNE SEVDİĞİNİ SÖYLESİN
Pazartesinin yazısı kaldı salıya…
Ama başlık orijinal oldu.
Özür dilerim sizi güncel dedikodulardan bir gün mahrum bıraktığım için.
Nasılsınız?
Vallahi bir şey söyleyeyim mi?
Bana bir şeyler oldu.
Yılan gibi deri değiştirdim sanki. Çok iyiyim..
Bir süredir üzerimde taşıdığım o mutsuzluk, o bekleme hâli, o “acaba”lar gitti.
Bir süredir beklediğim bir haber vardı mesela.
Bekledim.
Biraz daha bekledim.
Baktım gelmiyor…
“Hiç sevmemiş,” dedim.
Sonra da kendi kendime, “Ben hazırım,” dedim.
Yeni olacak her şeye…
Yeni insanlara, yeni hikâyelere, yeni ihtimallere.
Eveeeeet…
Madem yeni hikâyeler dedik, gelin şu çapkınları bir konuşalım.
Çünkü hâlâ “Evlenince düzelir” diye düşünenler olduğunu görüyorum.
Canlarım…
Konmadığı çiçek kalmamış adam, nikâh masasına oturunca bir anda saksı çiçeğine dönüşmüyor.
Keşke dönüşse.
Bir tanıdığım var. Çok sevdiğim, değer verdiğim bir arkadaşım. Gerçekten mutlu olmasını, hayatını düzene sokmasını canıgönülden istediğim biri.
Hatta onun için “İnşallah artık hayatına çeki düzen verir, güzel bir yuva kurar” diye dua etmişliğim bile vardır.
Ama şöyle de küçük bir problemimiz var:
Bu şehirde hangi kadına omzum çarpsa, bizimki geçmişte ya mesaj yazmış, ya görüşmüş, ya konuşmuş…
Abartıyorum sanıyorsunuz değil mi?
Keşke.
Neyse…
Derken çapkın arkadaşımız evlenmeye karar verdi.
Ben de sevindim.
Hatta bir ara kendisi de büyük bir kararlılıkla, “Söz veriyorum, bugün benim miladım olacak,” dedi.
İçimden alkışladım.
“Tamam,” dedim. “İnsan isterse değişir.”
Ama atalar boşuna söylememiş:
İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur.
Bazı huylar gerçekten insanın yakasına yapışıyor.
Çünkü bizimkinin düğüne ramak kala gözü hâlâ dışarıda.
Son bekârlık zamanları mıdır, alışkanlık mıdır, heyecan arayışı mıdır bilmiyorum ama hâlâ hayatında kimse yokmuş gibi etrafa saldırıyor.
Ben de uzaktan izliyorum.
Hayretle…
Bir de ister istemez hikâyenin kadın tarafını düşünüyorum.
Eminim o da bir şeyler görmüştür.
Bir şeyler yakalamıştır.
Belki affetmiştir.
Belki “Evlenince değişir” demiştir.
Belki sevdiği için bazı şeyleri görmezden gelmiştir.
Bilmiyorum.
Keşke gerçekten mutlu olsalar.
Keşke bütün şüpheler boşa çıksa.
Ama insanın aklına şu soru gelmeden de olmuyor:
Evliliğin arifesindeyken bile gözü dışarıda olan biriyle bir ömür geçer mi?
Cevabını size bırakıyorum.
Ben mesela tam da böyle hikâyeleri gördüğüm için, yanlış biriyle bir ömür geçirmektense yalnız kalmayı tercih ederim.
Çünkü mesele sadece aldatılmak değil ki…
Her gün şüphe etmek.
Telefon çaldığında düşünmek.
Bir bakıştan anlam çıkarmak.
Bir mesajın peşine düşmek.
“Acaba?”larla yaşamak…
İnsanı asıl tüketen bunlar.
Bir ömür dediğimiz şey zaten yeterince uzun ve yorucu.
Bir de yanında sana huzur vermesi gereken insanın yarattığı huzursuzlukla neden yürüyelim?
Bence bazı şanslar insanın hayatına gerçekten bir kere geliyor.
Ve o şansın kıymetini bilmek de bizim elimizde.
Çünkü hayat hep bugünkü gibi devam etmeyecek.
Hep genç olmayacağız.
Hep güzel olmayacağız.
Hep enerjik, güçlü, kalabalıkların içinde olmayacağız.
Bir gün saçlarımız beyazlayacak.
Bir gün bugün koşa koşa çıktığımız merdivenleri yavaş çıkacağız.
Bir gün aynaya baktığımızda bugünkü yüzümüzü göremeyeceğiz.
İşte o gün mesele, kaç kişinin sana baktığı olmayacak.
Yanında kimin kaldığı olacak.
Bence bütün mesele bu.
Yürüdüğün yolda seni her hâlinle sevebilen, yanında kendin olabildiğin ve en önemlisi gözün kapalı güvenebildiğin biriyle yürüyebilmek…
Her neyse.
Herkesi iyileştiremeyiz ya.
Sadakatsizlik demişken…
Bu hafta İzmir’e gittim.
Yolda bir arkadaşımla sohbet ediyoruz. Konu döndü dolaştı ilişkilere geldi.
Onun da ekip arkadaşlarından biri evli.
Üstelik öyle yirmili yaşlarında falan da değil.
Ama buna rağmen çorap değiştirir gibi sevgili değiştiriyormuş.
Dinlerken düşündüm:
Bu gerçekten çapkınlık mı artık?
Yoksa doyumsuzluk mu?
Çünkü bence doyumsuzluk bambaşka bir pencere.
Elindekinden keyif alamamak…
Sürekli yenisini istemek…
Birini elde edince diğerine bakmak…
Yeni bir heyecan, yeni bir insan, yeni bir mesaj, yeni bir gizlilik…
Belki de mesele sevmek değil artık.
Sürekli bir şey hissetmeye çalışmak.
Ve insan hiçbir şeyden gerçekten tatmin olamıyorsa, karşısındaki dünyanın en güzel insanı da olsa yetmiyor.
Ayy…
Bazen bütün bunları duydukça gerçekten korkuyorum.
“Bir gün böyle birine denk gelir de kalbim yine hüsrana uğrarsa?” diyorum.
Sonra kendimi düşünüyorum.
Eskisi gibi de değilim artık.
Kalbim hemen açılmıyor.
Önce bir duvar örüyor.
Bakıyor.
İzliyor.
Bekliyor.
Güvenmeye çalışıyor.
Belki büyümek biraz da böyle bir şey.
Eskiden “Beni sever mi?” diye düşünürken şimdi “Bana iyi gelir mi?” diye soruyorsun.
Ve bence insanın kendine sorabileceği en doğru sorulardan biri de bu.
Bana iyi geliyor mu?
O yüzden bugün çapkınları, sadakatsizleri, düzelmeyenleri bir kenara bırakalım.
Ben size başka bir şey soracağım.
Kimin yanında gerçekten mutlusunuz?
Kim size iyi geliyor?
Sizi en son kim içten içe gülümsetti?
Kim yüreğinize dokunmayı başardı?
Ve en önemlisi…
Kimi sevdiniz sahiden, sevgili okuyucularım?
Hadi bugün küçük bir şey yapalım.
Kıymetini bildiklerimize yazalım.
Özlediklerimize…
Dönmesini istediklerimize…
Yanımızda olduğu için şükrettiklerimize…
Belki uzun zamandır söylemediğimiz birine sadece iki kelime gönderelim:
“Seni seviyorum.”
Çünkü bazen biz insanların en büyük hatası, sevgiyi içimizde taşımanın yeterli olduğunu sanmak.
Değil.
Seven, sevdiğine sevdiğini söylesin.
Bugün.
Yarın değil.
Sonra değil.
Müsait bir zamanda hiç değil.
Bugün.
Ve bu yazıyı buraya kadar okuyan, beni sevenler…
Siz de bana sevdiğinizi söyler misiniz?
Çünkü ben sizi seviyorum.
İyi ki yıllardır burada birlikte gülüyoruz, kızıyoruz, âşık oluyoruz, vazgeçiyoruz, dedikodu yapıyoruz ve bazen aynı yerden kırılıyoruz.
Hayat, sizinle güzel…