30 Ekim 2026, Cuma

OTOBÜSTEN FON'A

YAYINLAMA:

 

Sabah saat 07.30. Toplu taşıma araçlarından biriyle yolculuk yapacağım. Duraklar kalabalık, yolcuların çoğunluğu öğrenci. Otobüsler de öyle sık aralıklarla gelmiyor. Üstelik gelen otobüsler tıklım tıklım.

Binmeniz gereken otobüsü kaçırır ya da kalabalıktan dolayı binemezseniz, yerine göre kırk dakika daha beklemek zorundasınız.

Otobüse ön kapıdan biniyorsunuz. İlerlemek biraz zor. Bir de insanımız otobüste bile konfor alanını terk etmek istemiyor. Tutunacak bir tutamaç bulup rahatça durabileceği bir yer varsa ininceye kadar orada kalmak istiyor.

Şoförler de iyi niyetlerinden olsa gerek, bazen orta ve arka kapılardan yolcu alıyor. Eskişehir'de "Kartlarınızı gönderin." diye seslenen çok az kaptana rastladım. Belki de araçların belediyeye ait olmasındandır, bilemiyorum.

Kütahya'da ise özel halk otobüslerinde durum biraz farklıydı. Kartlar şoföre ulaşıncaya kadar kaptan uyarısını yapar, gerekirse arkadaki siyah montlu arkadaş  sen diye seslenirdi.

Hâl böyle olunca, genelleme yapmak doğru olmasa da çoğunluğu öğrenci olan, her yaştan insanın bulunduğu otobüslerde bazen kimse sesini çıkarmıyor. Herkes üç maymunu oynuyor. Kart basmadan yolculuk yapan pek çok insan var.

Sosyal medyada gördüm. 2026 yılında tramvaylarda yapılan bilet kontrollerinde dört binin üzerinde yolcu hakkında tutanak tutulmuş.

Ekonomik tablo, işin bir tarafı. Şoförlerin yeterince uyarıda bulunmaması ise başka bir boyutu.

Beni düşündüren başka bir boyutu daha var. Buna algıda seçicilik mi dersiniz, mesleğim gereği mi böyle düşünüyorum, bilmiyorum ama ben işin eğitim boyutuna takıldım.

Henüz ortaokul veya lise çağındaki gençler, biletsiz ve kartsız otobüse binebileceklerini, kimsenin de buna ses çıkarmayacağını düşünerek yetişirlerse yarın bir meslek sahibi olduklarında neler yapmazlar?

Ağaç yaşken eğilir.

Canlı olarak şahit olduğum bir olay var. Yaklaşık on öğrenciden yalnızca biri kartını gönderdi. Ben de kendisini sesli olarak tebrik ettim. Yanımda yeni çıkan kitabım PUSULA vardı. Onu da o öğrenciye hediye ettim.

Sonra bu olay üzerine düşündüm. Atasözleri vardır; çoğu rastgele söylenmiş sözler değildir, tecrübenin ürünüdür. "Yedisinde ne ise yetmişinde de odur." derler.

Düşündükçe "Vay hâlimize!" dedim. Toplumların çürümesinin basit olaylarla başladığını, böyle böyle yavaş yavaş gerçekleştiğini düşünüyorum.

Bu gençler yarın yetkili ve etkili makamlara gelir de fon, don gibi işlerle anılırlarsa bunda otobüs şoförünün de, sessiz kalan benim gibi vatandaşların da payı olduğunu düşünüyorum.

Katılır mısınız?

İsterseniz bir düşünün.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız