SIR AÇIKLIYORUM HAZIR MISINIZ!
Günaydın sevgili okurlarım…
Bugün size mutluluğun sırrını açıklıyorum.
Hazır mısınız?
Bekâr kalın!
Yemin ediyorum, mutluluk bekârlıktaymış.
Vallahi ben size yine çoğu konuda fikir vereyim, dertleşelim ama bana soracak olursanız en büyük mutluluk bekârlıktaymış.
Hatta bir süredir bunu bilimsel olarak da destekleyebilecek durumdayım.
Nasıl mı?
Vallahi bir adam girdi hayatıma, daha dün oturup bekârlığımı daha çok sevdiğimi düşündüm..
Şu anda tüm dengesizliğine şükrediyorum.
Az daha hata yapacaktım!
İnsan bazen hayatına kim girerse girsin teşekkür etmeliymiş.
Mesela ben teşekkür ediyorum.
Bana aşkı değil ama huzurumun kıymetini öğrettiği için!
Neyse…
Geçtiğimiz günlerde bir araştırmaya denk geldim.
Bilim insanları tam 11 yıl boyunca 2 bin 930 bekâr insanı incelemiş.
Almanya’daki veriler üzerinden yapılan araştırmada, katılımcıların yaklaşık yüzde 90’ının hayat memnuniyetini yıllar boyunca belirli bir seviyenin üzerinde tuttuğu görülmüş.
Elbette bu, bütün bekârların ilişkisi olanlardan daha mutlu olduğu anlamına gelmiyor. Bekârlıktan memnuniyet de yaşa ve kişiye göre değişiyor.
Ama araştırmayı okurken gülümsedim.
Demek ki yıllardır aşkı, ilişkileri, kadınları, erkekleri yazarken savunduğum bir şey varmış.
İnsanın mutluluğu, hayatında birinin olup olmamasına bağlı değilmiş.
Şimdi diyeceksiniz ki…
“Eee, sen bize yıllardır aşkı anlatıyorsun, şimdi bekâr kalın diyorsun!”
Sevgili okurlarım, ben aşka karşı değilim ki!
Ben insanın huzurunu kaçıran, sevgiyi bir güç savaşına dönüştüren ilişkilere karşıyım.
Hem aşkı yazmak için illa bir ilişkinin içinde olmak mı gerekiyor?
Bazen en güzel aşk hikâyelerini dışarıdan izlerken, en büyük dersleri de kendi hayatımızdan çıkarıyoruz.
Kaldı ki insanın ne istemediğini bilmesi de az şey değil!
Ben aşkın kendisinden vazgeçmedim. Sadece aşk adı altında sunulan her şeyi kabul etmekten vazgeçtim.
Şimdi düşünüyorum da…
İnsan neden kendi huzurlu hayatına birini alıp sonra onun davranışlarını çözmeye çalışır?
Mesaj neden geç geldi?
Neden böyle konuştu?
Dün başka, bugün başka davranmasının sebebi ne?
Beni seviyor mu?
Yoksa kendisini mi seviyor?
Bir bakıyorsunuz sevgilisiniz, bir bakıyorsunuz psikolog.
Yetmiyor, dedektif oluyorsunuz.
Bir süre sonra kendinizi adamın ruh hâlini çözmeye çalışan bilim insanı gibi hissediyorsunuz.
Üstelik maaş da almıyorsunuz!
Aşk dediğimiz şey ne ara bu kadar yorucu bir mesleğe dönüştü, gerçekten bilmiyorum.
Eskiden insanlar birbirini tanımaya çalışırdı.
Şimdi birbirinin tutarsızlıklarına anlam yüklemeye çalışıyor.
Bir gün dünyanın en özel kadınısınız.
Ertesi gün adamın ne düşündüğünü anlamak için neredeyse Birleşmiş Milletler’i toplantıya çağıracaksınız.
Ay canım, ben gazeteciyim.
İşim gereği zaten yeterince araştırma yapıyorum.
Bir de özel hayatımda soruşturma dosyası açamayacağım!
Üstelik şu yaşıma kadar şunu çok iyi öğrendim:
Bir insanın hayatınıza girmesi, hayatınızı güzelleştirdiği anlamına gelmiyor.
Bazıları geliyor, çiçek açtırıyor.
Bazıları geliyor, sinir sisteminizi sınıyor.
Bazıları da gidince güzelleştiriyor hayatınızı.
İşte en ilginci de bu!
İnsanın birinin gidişine üzülmek yerine rahatlaması ne tuhaf, değil mi?
Bir sabah uyanıyorsunuz.
Telefonunuzu kontrol etme ihtiyacı duymuyorsunuz.
Kim ne yaptı, kimi takip etti, neden aramadı diye düşünmüyorsunuz.
Kahvenizi içiyorsunuz.
Müziğinizi açıyorsunuz.
Ve fark ediyorsunuz ki hayat aslında gayet güzelmiş.
Sadece bir süredir gereksiz yere zorlaştırıyormuşsunuz.
Yanlış anlaşılmasın.
Ben aşka karşı değilim.
Hatta aşkı hâlâ çok güzel buluyorum.
Ama aşkın adı altında yaşanan dengesizliklere, gereksiz inatlaşmalara, ego savaşlarına ve insanı kendinden şüphe ettiren davranışlara karşıyım.
Çünkü bir insanı sevmek başka, onunla sürekli mücadele etmek başka.
Ben bir ilişkiye giriyorsam mutlu olmak için girerim.
Karşımdaki adamın karakter gelişimine katkıda bulunmak için değil!
Kimsenin rehabilitasyon merkezi değilim.
Bir adamın ne istediğini bilmesini, söyledikleriyle yaptıklarının birbirini tutmasını beklemek de çok büyük bir beklenti olmasa gerek.
Ama belli ki günümüzde bunlar lüks kategorisine girmiş.
Sadakat lüks.
Tutarlılık lüks.
Güven lüks.
Bir de bunları isteyen kadınlara zor deniliyor.
Yok canım!
Biz zor değiliz.
Sadece artık kolay kolay huzurumuzdan vazgeçmiyoruz.
Eskiden bir ilişki bittiğinde insanlar neyi kaybettiklerini düşünürdü.
Ben son zamanlarda neyi geri kazandığıma bakıyorum.
Zamanımı.
Enerjimi.
Neşemi.
Ve en önemlisi kendimi.
Çünkü insanın kendiyle kurduğu ilişki de en az bir başkasıyla kurduğu ilişki kadar önemliymiş.
Şimdi sevgili okurlarım…
Elbette çok güzel ilişkiler yaşayan, birbirine iyi gelen, birlikte büyüyen insanlar var.
Onları da alkışlıyorum.
Hatta görünce hâlâ içimden “Ne güzel seviyorlar birbirlerini” diyorum.
Ama sırf hayatımızda biri olsun diye huzurumuzdan ödün vermenin hiçbir anlamı yok.
Bir ilişkinin içinde yalnız hissetmektense, tek başına mutlu olmak çok daha kıymetli.
O yüzden bugün size mutluluğun sırrını açıklayacağımı söylemiştim ya…
Aslında mesele bekâr kalmak da değil.
Mesele, hayatınıza giren kişinin yokluğunu aratmayacak kadar güzel bir varlığı olması.
Çünkü doğru insan geldiğinde bekârlığınızdan vazgeçtiğinize değmeli.
Yanlış insan geldiğinde ise bekârlığınızın kıymetini anlamanız uzun sürmemeli.
Ben kendi adıma dersimi aldım.
Artık hayatıma biri girecekse huzuruma ortak olsun.
Huzurumun başına bela olmasın.
Ve son olarak…
Beni yeniden bekârlığıma âşık eden o kişiye de buradan teşekkürlerimi iletiyorum.
Bir daha beni bıraktığı gibi bulamayacak.
Sayesinde bir kez daha anladım ki…
Bazı insanlar hayatınıza mutluluk getirmek için değil, zaten ne kadar mutlu olduğunuzu hatırlatmak için giriyormuş.
Hepinize huzurlu, bol kahkahalı, mümkünse dengesiz insanlardan uzak bir hafta diliyorum.
Hoşça kalın canlarım.
Sizi seviyorum.