05 Ekim 2026, Pazartesi

Malum Yerde Aşık Olunur mu Demeyin!

YAYINLAMA:

Merhaba canlarım,

 

Bu mevsim geçişlerine çok dikkat edin. Ben etmedim, hastalıktan sürünerek bu satırları yazıyorum.

Neyse ki hava çok da kötü değil.

En azından yakmasa da güneşin orada olduğunu görmek içimi açıyor.

Bu hafta size, dinlediğimde bana eski Türk filmlerini hatırlatan bir aşk hikâyesi anlatacağım.

Onun hayatında epey zamandır kimse yoktu.

Hatta artık âşık olabileceğine dair pek umudu kaldığını da sanmıyorum.

Derken bir kadına âşık oldu.

Hikayenin diğer tarafındaki kadın ise bir pavyonda çalışıyor.

Şimdi hemen kaşlarınızı kaldırmayın.

Kimsenin yaptığı iş üzerinden bir aşkı yargılayacak değiliz. Zaten benim ilgimi çeken tarafı da kadının nerede çalıştığı değil, bizim oğlanın kendisini nasıl bir anda bu hikâyenin içinde bulduğu.

Bu tür mekanlarda masaya eşlik edilmesi, geçirilen zaman ve siparişler üzerinden farklı bir hesap düzeni olabiliyor. Haliyle bizim oğlanın da hesabı şaşmış.

Bir yandan “Biraz uzak durayım” diyor, bir yandan onu görmek için yeniden aynı kapıdan giriyor.

Dinlerken bir an durdum.

Dedim ki:

“Allah Allah… Ben bu hikâyeyi bir yerden hatırlıyorum.”

Sonra aklıma geldi.

Vesikalı Yarim.

Ay izlediniz mi?

Türk sinemasının unutulmaz filmlerinden…

Halil, arkadaşlarıyla gittiği bir eğlence yerinde Sabiha’yla tanışır.

Sabiha’yı Türkan Şoray, Halil’i İzzet Günay oynar.

Sonrası zaten o eski Türk filmlerinin insanın içine işleyen tarafı…

Halil, Sabiha’ya âşık olur.

Ama mesele yalnızca iki insanın birbirini sevmesi değildir.

Bir tarafta Sabiha’nın yaşadığı hayat, diğer tarafta Halil’in kurulu düzeni…

Ve ikisinin ortasında, nereye koyarsanız koyun bir yere sığmayan kocaman bir aşk.

Belki de Vesikalı Yarim’i yıllar sonra bile hatırlamamızın sebebi budur.

Bazen iki insan birbirini gerçekten sever ama hayatları birbirine uymaz.

Çünkü sevmenin yetmediği yerler vardır.

Biz romantikler bu cümleyi hiç sevmeyiz ama vardır.

Gerçi çok da uzağa gitmeye gerek yok.

Yılmaz Erdoğan’ın İnci Taneleri daha dün aynı dünyanın kapısını araladı bize.

Bu kez karşımızda Sabiha değil, Dilber vardı.

Pavyonun ışıkları altında dans eden, dışarıdan bakıldığında eğlencenin bir parçası gibi görünen ama ışıklar söndüğünde bambaşka bir hayatın yükünü taşıyan bir kadın…

Ve karşısında Azem.

Onların hikâyesi birebir aynı değildi elbette. Ama bana kalırsa yıllar değişse de soru pek değişmiyordu:

Bir insanın yaşadığı hayatla, sevdiği insan birbirinden ne kadar ayrı tutulabilir?

1968’de Vesikalı Yarim bize Sabiha’yı anlatıyordu.

Yıllar sonra İnci Taneleri, Dilber’i.

Şimdi ise benzer duyguları taşıyan başka bir hikaye dinliyorum..

Türkan Şoray da yok, Hazar Ergüçlü de…

Senaryo Yılmaz Erdoğan’ın değil.

Üstelik kamera da çekmiyor.

Ama aşkın başımıza açtığı işler pek değişmemiş gibi görünüyor.

Bizim oğlan gidiyor.

Kadını görüyor.

Dönüyor.

“Bir daha gitmeyeceğim” diyor.

Sonra özlüyor.

Yine gidiyor.

Ben de hikayenin nereye varacağını merak ediyorum.

Çünkü onun açısından baktığınızda ortada gerçek bir duygu var.

Peki kadın açısından?

İşte orasını bilmiyorum.

Belki o da seviyor.

Belki yaşadığı hayatın içinde ona gerçekten farklı bir yer açtı.

Belki de bizimkinin aşk sandığı şey, karşı taraf için yalnızca işinin doğal bir parçası.

Bunu dışarıdan bizim bilmemiz mümkün değil.

Zaten hikâyeyi ilginç yapan da tam olarak bu.

Çünkü aşk karşılıklı olduğunda bile zorken, bir tarafın hislerinden emin olamadığınızda insanın zihninde tek bir soru dönüp duruyor:

“Beni mi seviyor, yoksa ona sunduğum şeyi mi?”

Aslında bu soru yalnızca pavyonlarda sorulmuyor canlarım.

Bugün nice ilişkide insanlar aynı şeyi düşünüyor.

Param olmasa?

Statüm olmasa?

Bu hayatı sunamasam?

Bu kadar ilgi göstermesem?

Yine beni seçer miydi?

Belki bizim oğlanın hikâyesi biraz daha görünür kılıyor meseleyi, hepsi bu.

Çünkü mekân değişiyor, insanlar değişiyor, zaman değişiyor…

Ama insanın sevildiğinden emin olma ihtiyacı hiç değişmiyor.

1968’de Halil’in karşısında Sabiha vardı.

2026’da bizim oğlanın karşısında başka biri.

Ve ben hâlâ aynı sorunun cevabını arıyorum:

Peki aşk, gerçekten önüne çıkan her engeli aşar mı? Yoksa bazı hikayelerde ne kadar seversen sev hayat mı kazanır?

Bilemiyorum..

Yorum sizde…

Sevgilerimle..

Sizi seviyorum.

Emine.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız