BEYLER SOSYAL MEDYADAN ÇIKIN!
Günaydın sevgili okuyucularım,
Nasılsınız?
Pazartesi günlerini hiç sevmiyorum.
Bir arkadaşım hikâye paylaşmış. Üzerine de kocaman “Love pazartesi” yazmış.
Arkadaşıma dedim hiç love falan değil!
Kandırmayalım birbirimizi…
Gerçekten merak ediyorum, pazartesi günlerini seven biri var mı aramızda?
arkadaşım hariç tabi..
Varsa çıksın, nedenini anlatsın. Belki bizi de ikna eder.
Neyse…
En azından güneşli bir sabaha uyandık. Bugünlük pazartesiyi sevmek için sebebimiz bu olsun.
Her neyse…
Bugün size hiç hoşlanmadığım bir şeyden bahsedeceğim.
Erkeklerin sosyal medyada fazla aktif olması!
Hop beyler!
Hemen cephe almayın.
Hatta vazgeçtim ya gelin bugün hep birlikte tartışalım bu konuyu.
Ben şahsi fikrimi söylüyorum.
Birisiyle bir ilişkiye başladıysanız sosyal medyada aktif olmanızı doğru bulmuyorum. Sosyal medyada çok aktif olan biri olarak bu satırları yazıyorum hatta.
Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diyeceksiniz değil mi? Maalesef işim medya! Siz demeden ben yazayım..
Bu yazının asıl amacı ilişkisi olan erkeklerin sosyal medyayı networkun dışına çıkarması.. Yani sosyal medyada ava çıkmış hissi yaratması!
Buna itiraz edenler olacak, “aktif olsun banane” diyenleriniz de olacaktır mutlaka..
Ama ne o öyle?
Onu ekle, bunu takip et, hikâye paylaş, alev at, fotoğraf beğen…
Alev demişken..
Sosyal medyada bir videoya denk geldim. Kadın eşine soruyor “bu kadına neden alev gönderdin” diye.
O da diyor “aşkım cehennemi hatırlatmak için”…
Ya Sabır!
Bir sakin olun kardeşim!
Sosyal medyada içtiği kahvesinin hikâyesini paylaşmak kızların işi bir kere.
Kızlar saçını paylaşsın, kahvesini paylaşsın, yeni yaptırdığı tırnağını, aldığı elbiseyi paylaşsın.
Peki ya erkekler?
Geçenlerde sosyal medyada gezinirken yüzüne filtre uygulayan bir erkek arkadaşımı gördüm.
Şaka yapmıyorum!
Bildiğiniz filtre!
Dayanamadım, sordum.
“Arkadaşım, yüzüne neden filtre yaptın?”
Demez mi bana…
“Yoo, doğal halim.”
Ay kafayı yiyeceğim!
Hayır, orijinal halini bilmesem inanacağım!
Adamın yüzünde tek bir gözenek kalmamış, cildi mermere dönüşmüş hâlâ doğal olduğunu iddia ediyor.
Ay, adamla filtrelerimizi yarıştırıyoruz resmen şaka gibi!
Hangi uygulamadan yaptı acaba?
Ah neyse!
Şimdi size kendi geçmiş ilişkimden bir örnek vereyim.
Erkek arkadaşımla kısa süreli bir ayrılık yaşadık.
Aslında kendisi sosyal medyada öyle çok aktif biri de değildir.
Ama ne hikmetse bu kısa ayrılık sürecinde üç beş yeni kişiyi takibe almış.
Şaşırdım.
Hatta şaşırmaktan çok düşündüm.
Çünkü beni sevdiğine ve saydığına yürekten inandığım biriydi.
Bir kadın olarak sizlere soruyorum…
Bir erkek, ayrılığın hemen ardından başka kadınları takip etmeye başlıyorsa bunun anlamı nedir?
Arayışta mıdır?
Yeni ihtimallere mi göz kırpıyordur?
Yoksa yalnızca sırf bana inat mı yapıyordur?
Bilmiyorum.
Ama o kadar kırıldım ki bana inat olma seçeneği bile yaralayıcıydı.
Oysaki benim sosyal medyam hiç umurumda bile değildi. Bir cümlesiyle her şeyden vazgeçebilecek kadar ona değer veriyordum. Biz olabilmek bize değer vermek belki de buydu..
Ama benim aklıma gelen ilk ihtimal pek masum değildi.
Belki de yanılıyorum.
Hadi kadınlar, özellikle sizin fikirlerinizi merak ediyorum.
Çünkü bana göre insan gerçekten seviyorsa, karşısındaki kişinin nelerden rahatsız olabileceğini de önemser.
Elbette kimse kimsenin sosyal medya hesabının sahibi değil.
Ama bir ilişkide özgürlük kadar karşılıklı hassasiyet de olmalı.
Ben hayatımdaki adamın başka kadınlara kendisini hatırlatma çabasında olmasını istemem.
Ve şunu çok iyi biliyorum…
Ben hiçbir zaman seçenek olmadım.
Olmam da!
Birinin hayatında ihtimaller arasında bekleyen kadın olmak bana göre değil.
Dolayısıyla tüm köprüleri bombaladım ve tamamen çıktım hayatından.
Üstelik bunu bir öfke gösterisi olarak değil, kendi sınırlarımı korumak için yaptım.
Çünkü artık birilerini düzeltmek, onarmak, değiştirmek için harcayacak zamanım yok.
Birlikte bir şeyleri düzelteceksek varım.
Ama birinin ne istediğini anlaması için kendimden vazgeçecek değilim.
Her neyse…
Gördünüz mü?
Sosyal medya bir şeyleri onardığı gibi bozmayı da biliyor. Bir ilişkinin başlamasına vesile olduğu gibi bitmesini de sağlayabiliyor.
Geçenlerde öğrendim ki bu tarz ilişkilerde dikkat edilmesi gereken davranışlara “red flag” deniyormuş.
İngilizceden dilimize geçen bu ifade, kelime anlamıyla “kırmızı bayrak” demek.
Yani ilişkilerde tehlike sinyali veren, dikkat edilmesi gereken davranışlar…
Tabii bir erkeğin sosyal medyada kadın takip etmesi tek başına onu kırmızı bayrak yapmaz.
Ama güveni zedeleyen, sürekli tekrarlanan ve karşı tarafın duygularını hiçe sayan davranışlar varsa işte orada düşünmek gerekiyor.
Biraz araştırdım.
Psikoloji alanındaki yazılarda ilişkilerde kırmızı bayrak olarak değerlendirilebilecek davranışlardan söz ediliyor.
Mesela…
Sizi sürekli suçlu hissettiren erkekler.
Rahatsız olduğunuz bir şeyi söylediğinizde “Abartıyorsun” diyerek duygularınızı küçümseyenler.
Hata yaptığında özür dilemek yerine suçu size atanlar.
Bir gün dünyanın en âşık adamı gibi davranıp ertesi gün ortadan kaybolanlar.
Tartışma sırasında susarak sizi cezalandıranlar.
Sınırlarınızı önemsemeyenler.
Bir de ilişkinin başında sizi ilgiye boğup sonrasında bütün o ilgiyi bir anda geri çekenler var.
Onların yaptığına da “love bombing”, yani aşk bombardımanı deniyor.
Bakın, aşkın bile bombardımanı var!
Eskiden insanlar birbirine âşık olurdu.
Şimdi önce bombardımana tutuluyor, sonra hayaletleniyor, ardından kırmızı bayrak arıyoruz.
Aşk yaşamıyoruz, resmen psikoloji sözlüğü ezberliyoruz!
İşin şakası bir yana…
Bence bir ilişkide en önemli şey güven.
Çünkü güvenin olmadığı yerde insan sevdiği kişiyi değil, sürekli ihtimalleri düşünmeye başlıyor.
Acaba kiminle konuşuyor?
Neden onu takip etti?
Neden fotoğrafını beğendi?
Neden çevrimiçi ama bana yazmıyor?
Allah aşkına, aşk dediğimiz şey bu kadar yorucu olmak zorunda mı?
Ben bir adamın sosyal medya hareketlerini takip etmektense onunla güzel bir akşam yemeği yemeyi tercih ederim.
Kimleri takip ettiğini düşünmektense birlikte nereye seyahat edeceğimizi konuşmak isterim.
Kısacası ben ilişki yaşamak istiyorum, dedektiflik yapmak değil!
Her takip edilen kadını rakip görmek, her beğeniyi ihanet saymak da bizi bir yere götürmez elbette ki.
Önemli olan karşımızdaki insanın bize nasıl hissettirdiği ve güvenimizi nasıl koruduğudur.
Çünkü bazen ortada hiçbir şey yokken şüpheleniriz.
Bazen de her şey gözümüzün önündedir ama inanmak istemeyiz.
İşte bu yüzden sözlerden çok davranışlara bakmak gerekiyor.
Seven insan kusursuz olmak zorunda değil ama sevdiği insanın kalbini önemsemek zorunda.
Ve bir insanı seviyorsanız onunla aynı tarafta olmayı öğrenmelisiniz.
Ah her neyse!
Usta gazeteci Ali Baş “ çok güzel yazıyorsun da çok uzatıyorsun Emine” diyor.
Haklı galiba..
Ama ne yapayım..
Bıraksanız şuan kitaba dönüştüreceğim..
Bu ara da makalenin sonunda yorumlar kısmına girip yazdığınız yorumları takip ediyorum.
Teşekkür ederim ilginiz için.
Bu yazıma da yorumunuz olursa seve seve okuyacağım..
Eh hadi bu haftalık bu kadar olsun..
Haftaya görüşürüz.
Sevgilerimle..
Hoşçakalın.