Çıplak videonu yayarız tehdidi
Günümüzde her şey evrildi, değişti, dönüştü; ona tamam da…
Bu kadarına da “yok artık” deme hakkımız olsun.
Sanal dünya diye başladık, sosyal medya diye devam ettik; filtreler, vitrinler, parlatılmış hayatlar derken…
Bir de üstüne sanal seks uygulamaları çıktı başımıza.
Adını bile daha önce duymadığım, varlığından bile haberdar olmadığım onlarca uygulama…
Kadınlar, erkekler; para karşılığı kendini sergileyenler, “hediye” adı altında video ve fotoğraf satanlar…
Kolay para. Zahmetsiz kazanç.
Ahlakın, sınırın, utanmanın kenara bırakıldığı koca bir pazar.
Ve mesele sadece “kim ne yapıyorsa yapsın” noktasında da kalmıyor.
Bana bu şehirde anlatılan bir hikâye var.
İşi gücü olan, dışarıdan bakınca sıradan bir hayat süren bir kişi…
Ne mesleğini yazıyorum ne de başka bir detayını.
Zaten mesele kişi değil; mesele zihniyet.
Bu uygulamalara nasıl girdi?
Meraktan mı, boşluktan mı, doyumsuzluktan mı?
Bilmiyorum.
Ama bildiğim şu:
Yaşadıklarını kendi çevresinden bir arkadaşına anlatıyor, destek istiyor.
Bu hikâye de kulaktan kulağa bana kadar geliyor.
Yani bu bir iddia değil, bir anlatı.
Hikâye klasik başlıyor.
Yazışmalar…
Karşı taraftan “küçük bir hediye karşılığında video ya da fotoğraf” teklifi.
Kabul ediliyor.
Ardından bir video geliyor. Kadın seksi, görüntü net ama yüz yok.
Bir adım sonra sıra ona geliyor.
“Sen de gönder.”
İşte tam o an…
Akıl devre dışı.
Kendi rızasıyla, kendi kontrolünde olduğunu sanarak bir video gönderiyor.
Sonra telefon çalıyor.
Tehdit.
“Videonu her yere yayarız.”
“Sosyal medya hesaplarındaki herkese göndeririz.”
İnandırıcılık için, sosyal medya hesabında ekli olan bazı kadınlara bu video gerçekten gönderiliyor.
Kadınlar durumu fark edip kendisine ulaşıyor.
Şaşkınlık, utanç, panik…
O an işin ciddiyeti anlaşılıyor.
“Ne istiyorsunuz?” diye soruyor.
Ve rakam söyleniyor: 200 bin TL.
Korkuyla kredi çekiliyor, para gönderiliyor.
Ardından yeni aramalar geliyor.
“Para ulaşmadı.”
“Bloke var.”
“Banka kaynaklı sorun.”
Bir ödeme daha.
Bir tane daha.
Resmî yollara başvurulamıyor.
Aileye anlatılamıyor.
Eşine açıklanamıyor.
Utanç, tehdidin en güçlü silahı hâline geliyor.
Sonunda biri akıl veriyor.
Tüm sosyal medya hesaplarındaki kişiler siliniyor.
Hesaplar donduruluyor.
Telefon numarası değiştiriliyor.
Ancak bu şekilde temas kesiliyor.
Ama mesele burada bitmiyor.
Keşke bitseydi.
Bu tablo artık sadece yetişkinlerle sınırlı değil.
Son dönemde sıkça konuşulan başka bir durum daha var.
Bu, bireysel örneklerden ziyade genel bir eğilim.
Lise çağındaki gençler…
Telefon, kamera ve birkaç uygulama.
Danslar, canlı yayınlar, izlenmeler.
Başlangıçta masum görünen içerikler.
Sonra “hediye” kavramı devreye giriyor.
Daha fazlasını isteyenlerin özelden para göndermesi gerektiği söyleniyor.
Sınırlar yavaş yavaş siliniyor.
Bu uygulamaların nasıl çalıştığını teknik olarak çok iyi bilmiyorum.
Ama şunu görüyorum:
Kimse çalışmak istemiyor.
Herkes en kısa yolu arıyor.
En kolay, en zahmetsiz, en hızlı nasıl kazanılır; mesele bu.
Emek değersizleşiyor.
Sabır kayboluyor.
Meslek fikri, yerini takipçi sayısına bırakıyor.
Ve en tehlikelisi şu:
Bu tablo çoğu zaman “normal” gibi sunuluyor.
Sorgulanmıyor.
Oysa bir noktadan sonra kamera kapanmıyor.
Yazışmalar masum kalmıyor.
Tehdit, şantaj ve baskı devreye giriyor.
Yetişkinleri bu kadar kolay yakalayan bir düzen,
gençleri ve çocukları daha da savunmasız bırakıyor.
Kolay para vaadiyle başlayan yol,
insanı hem soyuyor
hem susturuyor.
Ve biz hâlâ sadece “ayıp mı değil mi” tartışması yapıyoruz.
Oysa mesele;
ahlaktan önce akıl,
akıldan önce koruma,
korumadan önce farkındalık.
Çünkü bu düzen;
üreteni değil,
çalışanı değil,
direneni hiç değil…
en savunmasız olanı kolluyor.
