20 Eylül 2026, Pazar

Pazar Günü Dinleniyor Muyuz, Pazartesiye mi Hazırlanıyoruz?

YAYINLAMA:

Pazar günleri eskiden daha uzundu sanki.

Çocukken pazar sabahları başka uyanırdık. Evde bir telaş olurdu ama o telaşın içinde bile bir sakinlik vardı. Kahvaltı biraz daha uzun sürer, çay biraz daha fazla demlenir, televizyonun sesi evin bir köşesinden gelir, anneler mutfakta bir şeylerle uğraşırken çocuklar hafta içinin telaşından uzak birkaç saat daha geçirirdi. Pazarın bitmesini istemezdik. Çünkü pazartesi demek okul, erken kalkmak, çanta hazırlamak ve yeniden başlayan bir düzen demekti.

Şimdi pazarın bitmesini istemeyen çocukların yerinde biz varız. Üstelik artık pazartesiden kaçamıyoruz; onu pazarın içine taşıyoruz. Daha sabah gözümüzü açtığımızda zihnimizde görünmez bir yapılacaklar listesi beliriyor. Ev toparlanacak, çamaşırlar yıkanacak, market alışverişi yapılacak, yemek hazırlanacak, çocukların okul çantaları kontrol edilecek, eksik kırtasiye malzemeleri tamamlanacak, ödevlere bakılacak, kıyafetler hazırlanacak… Bir taraftan da “Yarın yine erken kalkacağız.” düşüncesi dolaşıyor zihnimizin içinde.

Pazar daha bitmeden pazartesiyi yaşamaya başlıyoruz.

Belki de büyümek biraz böyle bir şey. Bir zamanlar annemizin “Yarın okul var, çantanı hazırladın mı?” sorusundan kaçardık. Şimdi aynı soruyu kendi çocuklarımıza soruyoruz. Bir zamanlar bizi okula hazırlayan eller, bugün başka bir çocuğun formasını hazırlıyor. Zamanın geçtiğini bazen takvimlerden değil, çocuklarımız büyürken bize bıraktıkları bu küçük görevlerden anlıyoruz.

Bir de çalışan anne babalar var. Hafta içi gün doğmadan evden çıkan, akşam olduğunda günün yorgunluğunu omuzlarında taşıyarak eve dönen ve çocuklarına ayırmak istediği zamanı çoğu zaman “hafta sonu”na bırakanlar…

Sonra hafta sonu geliyor.

İnsan çocuğuyla vakit geçirmek istiyor ama ev bekliyor. Dinlenmek istiyor ama alışveriş yapılacak. Biraz uyumak istiyor ama pazartesi hazırlığı var. Çocuklarla oyun oynamak istiyor ama mutfakta yemek hazırlanması gerekiyor. Ve bir bakıyoruz, iki günlük hafta sonunun bir günü daha bitmiş.

Üstelik evin görünmeyen bir mesaisi var. Kimsenin mesai başlangıcı belli değil, kimsenin çıkış saati yok. Yemek düşünmek, çamaşırları ayırmak, eksikleri fark etmek, çocukların ihtiyaçlarını hatırlamak, evin düzenini sağlamak… Bunlar çoğu zaman yapılması gereken işler olarak görülüyor. Oysa bütün bunlar birinin zamanını, enerjisini ve zihnini tüketiyor.

Bazen pazar akşamı yatağa uzandığımızda bütün gün onlarca şey yapmış oluyoruz ve yine de kendimize şu soruyu soruyoruz:

“Bugün kendim için ne yaptım?”

Cevap bazen koskoca bir sessizlik oluyor.

Belki de pazar günlerinde kendimize biraz daha izin vermeyi öğrenmeliyiz.

Evin her köşesi bugün tertemiz olmak zorunda değil. Bütün çamaşırlar katlanmak, bütün yemekler hazırlanmak, bütün işler tamamlanmak zorunda değil. Çünkü hayat yalnızca tamamlanan işlerden oluşmuyor.

Bazen çocuğumuzun anlattığı uzun bir hikâyeyi gerçekten dinlemek de önemli. Bazen onunla yere oturup oyun oynamak, birlikte bir film izlemek, dışarı çıkıp amaçsızca yürümek… Bazen eşimizle, annemizle, kardeşimizle ya da uzun zamandır konuşamadığımız bir dostumuzla bir kahve içmek… Bunlar yapılacaklar listesine yazılmıyor. Ama belki de yıllar sonra en çok bunları hatırlıyoruz.

Çocuklarımız büyüdüğünde evin hangi pazar günü ne kadar temiz olduğunu hatırlamayacak. O gün çamaşırların kaç makine olduğunu da… Ama birlikte yaptığımız bir kahvaltıyı, mutfakta güldüğümüz bir anı, bize anlattıkları bir hikâyeyi ve bizim onları gerçekten dinlediğimizi hatırlayacaklar.

Belki biz de yıllar sonra dönüp baktığımızda “Keşke o pazar biraz daha fazla temizlik yapsaydım.” demeyeceğiz.

“Keşke biraz daha otursaydım.” diyeceğiz.

Belki de dinlenmek, düşündüğümüz kadar büyük bir şey değildir. Bir tatil, uzak bir şehir, uzun bir uyku ya da bütün gün hiçbir sorumluluğun olmadığı bir gün olmak zorunda değildir.

Bazen sıcak bir kahve içmektir. Bazen kitabın birkaç sayfasında kaybolmaktır. Bazen balkonda gökyüzüne bakmaktır. Bazen çocuğunun başını dizine koymasına izin vermektir. Bazen sevdiğin insanla hiçbir yere yetişmeden oturmaktır. Bazen de sadece hiçbir şey yapmamaktır. Çünkü hiçbir şey yapmamak tembellik değildir. Bazen insanın kendisini yeniden duyabilmesi için ihtiyaç duyduğu sessizliktir.

Pazartesi nasıl olsa gelecek. Alarm yine çalacak. Çocuklar okula gidecek. İşe yetişeceğiz. Telefonlar çalacak. Trafik başlayacak. Toplantılar, dersler, sorumluluklar yeniden hayatımızın ortasına oturacak. Ev yine dağılacak, çamaşırlar yine birikecek, mutfak yine temizlenecek. Hayat kaldığı yerden devam edecek.

Ama bugün pazar.

Belki bugün her şeyi yetiştirmemeyi seçebiliriz. Belki çamaşır yarına kalabilir. Bulaşık biraz bekleyebilir. Pazartesi hazırlığı yarım saat sonra yapılabilir. Çünkü hayatın bütün yükünü bir güne sığdırmaya çalışırken bazen o günün kendisini kaçırıyoruz.

Ve hayatın en acı tarafı şu: Kaçırdığımız bazı anların telafisi olmuyor. Çocuklar büyüyor. Bazı insanlar hayatımızdan sessizce çıkıyor. Bazı pazarlar son kez yaşanıyor ve biz bunun son pazar olduğunu bilmiyoruz.

O yüzden bugün biraz yavaşlayalım. Bir kahve içelim. Çocuklarımızın yanına oturalım. Sevdiğimiz insanın elini tutalım. Uzun zamandır aramadığımız birini arayalım. Ya da sadece pencerenin önünde birkaç dakika hiçbir şey düşünmeden duralım. Çünkü belki de hayatı güzel yapan şey, her şeyi zamanında yetiştirmek değil; yaşadığımız anın içinde gerçekten var olabilmek.

Ve şimdi biraz da sizi merak ediyorum.

Sizin evinizde pazar nasıl geçiyor? Pazar sizin için gerçekten dinlenme günü mü, yoksa pazartesiye hazırlık günü mü? Çocukların okul hazırlığı sizde nasıl bir telaş yaratıyor? Çalışan anne babalar, hafta sonunun ne kadarını kendinize ayırabiliyorsunuz?

Ve en çok merak ettiğim şey şu:

Pazar günü sadece kendiniz için yaptığınız küçücük bir şey ne?

Bir kahve mi, bir yürüyüş mü, birkaç sayfa kitap mı, çocuklarınızla geçirdiğiniz güzel bir saat mi, sevdiğiniz insanla yaptığınız uzun bir sohbet mi? Yoksa belki de herkes uyurken evin sessizliğinde kendinize ayırdığınız on beş dakika mı?

Yorumlarda biraz pazar sohbeti yapalım.

Belki sizin yazacağınız küçücük bir cümle, bugün aynı yorgunluğu yaşayan bir başka insana iyi gelir. Çünkü hepimizin hayatı birbirinden farklı olsa da bazı yorgunluklarımız aynı.

Ve belki de bazen ihtiyacımız olan şey bir çözüm değil. Sadece birinin “Ben de aynı şeyi yaşıyorum.” demesi.

İyi pazarlar. Bugün biraz kendinize yetişin. 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız