Çocuklar İçin Yazıyorum Ama Asıl Yetişkinler Okumalı
Bir çocuk kitabı yazarken en çok zorlananların çocuklar olmadığını fark ettim.Hikâyeyi dinleyen, soruyu soran, cevabı bazen yarım bırakabilen çocuklar değil; çoğu zaman yetişkinler oluyor.Çocuklar bir hikâyeyle karşılaştıklarında savunmaya geçmezler.Anlamadıkları yerde durur, hissettikleri yerde kalırlar. Hikâyeyi kendi hızlarında içselleştirirler. Yetişkinler ise çoğu zaman açıklama ister. “Bu ne demek?”, “Buna gerek var mı?”, “Bu çocuklar için fazla değil mi?” soruları genellikle buradan gelir.Oysa çocuk edebiyatının temel işlevi, her şeyi açıklamak değildir.
Araştırmalar, çocukların soyut kavramları ve duygusal metaforları düşündüğümüzden çok daha erken yaşlarda algılayabildiğini gösteriyor. Çocuklar için zor olan, hikâyenin kendisi değil; hikâyenin etrafında yetişkinlerin kurduğu kaygıdır.
Bir çocuk kitabı “ağır” bulunduğunda, çoğu zaman metnin çocuklara zarar vereceği düşünülür. Ancak pratikte gördüğümüz şey şudur: Çocuklar hikâyeyi olduğu gibi kabul ederken, yetişkinler kendi korkularıyla karşılaşır. Yalnızlık, kayıp, korku, başarısızlık gibi duygular çocuklar için yabancı değildir. Yabancı olan, yetişkinlerin bu duygularla temas etmeye ne kadar izin verdiğidir.
Çocuklar hikâyelerde kendilerini tanır. Yetişkinler ise çoğu zaman kendilerinden kaçmayı tercih eder. Bu yüzden bazı çocuk kitapları çocuklara değil, yetişkinlere zor gelir. Çünkü çocuk edebiyatı, büyümüş olmanın her zaman güçlenmek anlamına gelmediğini hatırlatır.
Ben çocuklar için yazıyorum.Ama biliyorum ki bazı satırlar çocukların değil, yetişkinlerin iç dünyasında yankılanıyor. Ve belki de bu, bir çocuk kitabının yapabileceği en gerçek şeydir.
