Boykot Çağrıları, Gerçekler ve Ekonomik Gerçeklik

YAYINLAMA:

Son dönemde Türkiye’de belirli firmalara, markalara ve medya kuruluşlarına karşı boykot çağrıları yapılıyor. Sebep olarak da bu şirketlerin siyasi duruşları gösteriliyor. Ancak açık konuşmak gerekirse, bu boykotlar vatandaşa hiçbir fayda sağlamıyor, aksine zaten zor durumda olan ekonomiyi daha da kötüye götürüyor. Öncelikle bir gerçeği kabul edelim: Türkiye’de ekonomik düzen bozulmuş durumda. Enflasyon almış başını gitmiş, alım gücü düşmüş, maaşlar yetmiyor, vatandaşın cebindeki para eriyor. İnsanlar marketlerde, pazarlarda en uygun fiyatı bulabilmek için çırpınıyor. Bu şartlar altında bir de “şu markadan alışveriş yapma, bu firmadan bir şey alma” demek ne kadar gerçekçi? İnsanlar öncelikle en uygun fiyatlı ürünü almak zorunda. Eskişehir’de de durum farklı değil. Gün içerisinde onlarca vatandaşla konuşuyoruz, röportajlar yapıyorum ama boykota gerçekten uyan çok az insan var. Çünkü çoğu kişi için mesele, ideolojik bir duruştan çok, ekonomik bir zorunluluk. İnsanlar ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor, evine ekmek götürmeye çalışıyor. “Şuradan alma, buradan alma” demek, zaten geçim sıkıntısı çeken vatandaşı daha da çaresiz bırakıyor. Destek vermek istiyor ama veremiyor. 


Üstelik bu boykot çağrıları, aslında ekonomiyi daha da kötü hale getiriyor. Çünkü büyük küçük demeden firmalar zarar gördüğünde, işten çıkarmalar başlıyor, işsizlik artıyor, piyasada para akışı daralıyor. Bu da zaten bozuk olan düzenin daha da çökmesine sebep oluyor. Yani “cezalandıralım” denilen firmalardan önce, yine vatandaş bedel ödüyor!
Sonuç olarak, boykotlarla ekonomik sorunları çözemezsiniz. Asıl çözüm, alım gücünü artırmak, maaşları yükseltmek ve adil bir ekonomik düzen kurmaktır. Boykotlarla oyalanmak yerine, vatandaşın gerçekten refaha ulaşmasını sağlayacak sistem değişikliklerini talep etmek gerekir. Yoksa bugün bir markayı boykot ederiz, yarın bir başkasını ama sonuç değişmez: Yine en çok zararı halk çeker!

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *