30 Eylül 2026, Çarşamba
Göle Bir Maya da Anadolu Üniversitesi’nden

Göle Bir Maya da Anadolu Üniversitesi’nden

YAYINLAMA:

Anadolu Üniversitesi, 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılı’nı “Nasreddin Hoca Yılı” ilan etti. Rektör Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’in açıklamasını okuyunca içimden "İşte bu!" dedim.

Geçen yıl Yunus Emre ile başlayan bu kültür hamlesinin bu yıl bir başka koca çınarla devam etmesi gerçekten çok ince ve vizyoner bir düşünce.

Peki, eğri oturalım doğru konuşalım: Biz Nasreddin Hoca denince zihnimizde nasıl bir resim canlandırıyoruz?

Çoğumuz için Hoca, çocukken resimli kitaplarda gördüğümüz, eşeğine ters binen, "Göle ya tutarsa" diye maya çalan, sevimli ve komik bir karakter. Ama meseleye sadece bu pencereden bakarsak, koca bir ummanı bir bardağa sığdırmaya çalışmış oluruz.

Rektör Adıgüzel’in de tam olarak vurguladığı şey bu aslında: Nasreddin Hoca’yı sırf güldüren bir fıkra kahramanı sanmak, onun Anadolu’ya ve dünyaya bıraktığı o muazzam mirasın hakkını verememek demek.

Gelin, biraz o meşhur fıkraların perde arkasına ve Hoca'nın karakterine göz atalım…

Onun her bir nüktesi aslında döneminin toplumsal eleştirisi, insan psikolojisinin röntgeni ve bir adalet dersidir.

Mesela şu "Eşeğe ters binme" meselesini ele alalım... Yıllarca güldük geçtik, değil mi? Oysa Hoca orada arkasında yürüyen cemaatine sırtını dönmeyip saygısızlık etmemek, bir yandan da yolda karşılaştığı insanlarla göz teması kurabilmek gibi ince bir halk adamlığı dengesi gözetir. Bir bakıma ezberleri bozan, dünyaya ve olaylara farklı bir açıdan bakma cesaretini simgeler.

Peki ya "Göle maya çalmak"? "Hiç göl maya tutar mı?" diyenlere verdiği "Ya tutarsa?" cevabı basit bir açıklama mıdır? Yoksa insanın en umutsuz anında bile hayata sarılması gerektiğini, imkânsız gibi görünen hayallerin peşinden gitme cesaretini anlatan devasa bir metafor mu?

Ya da dahi bir sosyolog gibi toplumu analiz ettiği "Ye kürküm ye" fıkrası... İnsanların şekilciliğini, sırf dış görünüşe ve elbiseye verdiği değeri bundan daha tatlı, ama aynı zamanda tokat gibi yüzümüze vuran başka bir hikmet var mıdır?

"Parayı veren düdüğü çalar" diyerek bugünün ekonomi-politik ilişkilerini tek cümleyle özetlemesi veya "Kazan doğurdu" deyip komşunun açgözlülüğünü yine onun kendi silahıyla vurması...

Hoca, mizahı hiçbir zaman kırıp dökmek için değil aksine eğitmek, düşündürmek ve incitmeden doğruyu göstermek için bir anahtar olarak kullanmasını bilmiştir.

Sayın Rektör Adıgüzelin de ifade ettiği gibi, unutmayalım ki Nasreddin Hoca sadece bir mizah ustası değil; Horasan erenlerinin tasavvufi geleneğini Anadolu’ya taşıyan, devrinde kadılık yapmış, mahkemede adalet dağıtmış, imamlık etmiş, ilim sahibi ve halka her anlamda rehberlik eden bir kanaat önderidir. Sivrihisar’dan Akşehir’e uzanan o çizgide Anadolu insanının ortak aklı, sağduyusu ve neşesidir.

Hatta sadece bizim de değil... Tıpkı Yunus Emre gibi, Mevlâna gibi Nasreddin Hoca da bugün Orta Asya’dan Balkanlar’a, Ortadoğu’dan Kafkaslar’a kadar onlarca farklı kültürün "O bizim hocamız" diyerek sahiplendiği evrensel bir değer.

İşte bu yüzden, Anadolu Üniversitesinin bu kararını çok kıymetli buluyorum. Gençlerimizin, üniversite sıralarında dirsek çürütürken sadece teknik bilgilerle değil; Nasreddin Hoca’nın o keskin zekası, hoşgörüsü ve adalet duygusuyla da buluşması gerekiyor. Yıl boyunca yapılacak paneller, sempozyumlar ve çalıştaylar umarım bu bilgenin sadece fıkralarını değil, o fıkraların altındaki derin irfanı ve duruşu da gün yüzüne çıkarır.

Kendi değerinin farkında olmayan bir toplumun geleceğe iz bırakması mümkün değildir. Nasreddin Hoca’nın "Dünyanın merkezi burasıdır" derken takındığı o derin ve anlamlı özgüven gibi bizler de kendi durduğumuz yerin, kendi kültürümüzün değerini bilmeliyiz.

Umarım bu akademi yılı, göle çaldığımız maya gibi tutar da gençlerimiz kendi köklerindeki o muazzam zenginliği yeniden keşfeder.

Türkolog Prof. Dr. Zülfikar BAYRAKTAR

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız