Otel Odasında Şok!
Yazıyorum, çiziyorum, anlatıyorum…
Sosyal medyada zaten neredeyse her kadın aynı şeyden şikâyetçi.
Prenses erkekler.
Ama sevgili okurlarım, dinlediğim son hikâyeden sonra vallahi artık istifra etme noktasına geldim.
Şehir dışında, başka bir ilde iş yerleri olan; dışarıdan baktığınızda “tam eril” diyeceğiniz, klas, karizmatik, güçlü görünen bir adam düşünün. Hani fotoğrafına bakınca “işte adam” dersiniz ya… O.
Kadın Eskişehir’de, adam ara ara buraya geliyor.
Ve kadına öyle bir davranıyor ki… Bebek gibi.
Yanındayken kendinizi dünyada tekmişsiniz gibi hissettirir. İlgi, şefkat, özen… Her şey var.
Bir ablamın tanıdığı da kendini tam olarak böyle hissetmiş.
Derken yakınlık başlıyor.
Otel…
Malum, iki yetişkin insan.
Ama tam o anda…
Adam demesin mi:
“Bak, ben seni şu ana kadar hep mutlu ettim. Şimdi sıra sende.. Önce sen beni yapabilir misin? Sen beni mutlu et, sonra ben seni…”
Kadın donup kalıyor.
İdrak edemiyor.
Hayatımızda kaç kere böyle bir cümleyle karşılaşabiliriz ki?
Kadın daha bu şoku atlatamamışken ikinci darbe geliyor:
“İstersen vibratör var yanımda, vereyim?”
O an…
Kadının beyninden aşağı kaynar sular dökülüyor.
Apar topar giyinmeye çalışırken adam özürler dilemeye ortamı yumuşatmaya başlıyor. Ama kadın tek kelime edemiyor.
Dili tutulmuş, bedeni kaçmak istiyor sadece.
Ve hikâye orada bitiyor.
Tam bu noktada durup sormak istiyorum:
Ne oluyor bu erkeklere?
Trip atmayı elimizden aldılar.
Naz yapma konusunda bizi solladılar.
Kırılma, incinme, alınganlık meselesinde master yapmış durumdalar.
Yetmedi, şimdi bir de bu çıktı başımıza.
Bir bakıyorsun “çok güçlü”, “çok eril”, “çok maskülen” diye etiketlenen adam; iki cümlede alınıyor, üç kelimede küstürüyor, bir bakışta drama bağlıyor. Biz yıllarca “abartıyorsun” diye susturulurken, şimdi aynı hassasiyetin başka bir versiyonunu izliyoruz.
Ama işin tuhafı şu:
Bu hassasiyet empatiyle, duygusal olgunlukla gelmiyor.
Taleple geliyor.
Doyumsuzlukla geliyor.
Garip beklentilerle geliyor.
Yazının başında “prenses erkekler” dedik ya…
Bu artık prensesliğin başka bir boyutu.
Ben bu doyumsuzluklara, bu tuhaf taleplere, bu ruh hâline gerçekten bir isim bulamıyorum.
Ablam bu hikâyeyi anlattığında oturdum düşündüm.
Sonra kendimi şu soruyu sorarken buldum:
“Abla… Peki biz kiminle evleneceğiz?”
İnsan ister istemez düşünüyor.
Benim karşıma böyle bir vaka çıksaydı ne yapardım diye.
Alır o aleti…
Suratının ortasına yapıştırırdım.
…
Yok yok.
Ay midem kalktı.
Neyse sevgili okurlarım…
Ben bunları yazarken utandım. Ama maalesef cinsellik artık bambaşka boyutlara savruluyor.
Ve hissim şu ki…
Daha da kötü bir hâl alacak.
O yüzden naçizane bir tavsiye:
Kollayın kendinizi.
