Kadına Yapılan, Bir Toplumun Çocukluğuna Yazılır
Bir toplumun kadınla kurduğu ilişki, çocuklukla kurduğu ilişkinin en dürüst kaydıdır. Çünkü bir toplum neyi görmezden geliyorsa, çocuklar onu öğrenir; neyi sessizlikle geçiştiriyorsa, çocuklar onu içselleştirir.
Kadına yönelen şiddet yalnızca yetişkinlere ait bir mesele değildir. Çocukluğun içinden geçer, çocukluğun diline bulaşır, çocukluğun güven duygusunda iz bırakır. Çocuk, kadına ne yapıldığını çoğu zaman doğrudan görmez; ama toplumun kadına nasıl baktığını, nasıl konuştuğunu ve nasıl sustuğunu fark eder. Bu fark ediş, açıklamadan daha etkilidir.
Psikolojik olarak çocuk için dünya, korunabilir ya da korunaksız olarak anlam kazanır. Kadınların öldürüldüğü, şiddetin sıradan bir haber diliyle aktarıldığı bir toplumsal atmosferde çocuk, dünyanın istikrarlı bir yer olduğu fikrini yavaş yavaş kaybeder. Tehlike, belirli bir olay olmaktan çıkar; her an ortaya çıkabilecek bir ihtimale dönüşür.
Bu durum çocukta çoğu zaman açık bir korku yaratmaz. Daha çok bedene yerleşen bir huzursuzluk, sebebi tam olarak bilinemeyen bir tedirginlik, uykuya dalarken zorlanma ya da ani öfke hâlleri olarak kendini gösterir. Çünkü çocuk için mesele “ne oldu” değil, “olabilir” duygusudur.
Toplumun kadınla kurduğu sorunlu ilişki, çocuklukta farklı uyum biçimleri üretir. Bazı çocuklar sessizleşir, görünmez olmayı güvenli bulur. Bazıları sertleşir, kontrol etmeye yönelir. Bazıları bağlanmayı riskli görür, bazıları ise kaybetmemek için fazlasıyla tutunur. Bunlar bireysel tercihler değil; şiddetin dolaşımda olduğu bir dünyaya verilen ruhsal yanıtlardır.
Psikoloji bize şunu söyler: Travmatik etki yalnızca yaşanan tekil olaylardan değil, o olayların süreklilik kazanmasından doğar. Kadına yönelen şiddet tekrar ettikçe çocuk, gücün korumakla değil, zarar vermekle ilişkilendirilebildiği bir dünyada yaşadığını öğrenir. Güven, doğal bir hak olmaktan çıkar; koşullu bir duruma dönüşür.
Toplum, kadınla ilişkisinde neyi tolere ediyorsa, çocuklara da onu miras bırakır. Acının hızla tüketildiği, kayıpların sıradanlaştığı bir yerde çocuk, bazı duyguların yüksek sesle yaşanmadığını, bazı yaraların hızla örtülmesi gerektiğini öğrenir. Bu öğrenme sessizdir ama kalıcıdır.
Bu nedenle kadın meselesi, aynı zamanda bir çocukluk meselesidir. Kadına yönelen her ihmal, çocukluğun güven duygusunda açılan yeni bir çatlak anlamına gelir. Ve belki de asıl soru şudur: Kadınları koruyamayan bir toplum, çocuklara nasıl bir gelecek anlatır?
