Rektör Hocam, Siz İletişimci Profesör Değil misiniz?

YAYINLAMA:

Bugün sizlere Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’den bahsedeceğim. Önce kısa bir hatırlatma yapalım: Hocamız 1995’te Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nden mezun olmuş. 1998’de yüksek lisansını, 2004’te doktorasını tamamlamış. 2012’de doçent, 2018’de profesör unvanını almış. İstanbul Üniversitesi’nde, ardından Sakarya Üniversitesi’nde görev yapmış. En son da 2024’te Anadolu Üniversitesi’nin rektörlük koltuğuna oturmuş. Kâğıt üzerinde kusursuz bir kariyer gibi görünüyor değil mi? 

Ama işin pratiğine gelince aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Çünkü bir insan gerçekten “iletişim profesörü” ise, en başta iletişimde adaletli, şeffaf ve kapsayıcı olur. Herkese aynı mesafede durur, kimseyi ayırmaz.

Dün üniversitede çok önemli bir gelişme yaşandı: Personelin maaş, ek ders, sınav, ikramiye ve katkı payı ödemelerini kapsayan 3 yıllık banka promosyonu anlaşması için ihale yapıldı. Çalışanlar açısından sevindirici bir adım elbette. Ancak işin basına yansıma kısmı tam bir hayal kırıklığıydı. Çünkü rektörlük, bütün basını davet etmek yerine sadece kendisine yakın gördüğü gazetecileri çağırmayı tercih etti. Düşünün; Eskişehir’in yerel basınında en aktif çalışanlardan biri olarak ne ben çağrıldım, ne de bir gazeteci arkadaşım. Peki neden?

Sonradan öğrendim ki bu bir “unutkanlık” değil, bilinçli bir tercihmış. Sebep açık: Daha önce Azerbaycan kafilesi konusunda “Basın olan da olmayan da götürülmüş” dediğimiz için. Yani, eleştiren gazeteciyi dışarıda bırakma refleksi…

Şimdi soruyorum: Siz Anadolu Üniversitesi’nin rektörü müsünüz, yoksa küçük bir beldede seçilmiş muhtar mısınız? Bu şehir taşra değil, siz de sıradan bir bürokrat değilsiniz. Akademik olarak iletişim profesörüsünüz ama davranışlarınız bu unvanla taban tabana zıt. İletişimci profesör dediğiniz kişi eleştiriden kaçmaz, basını ayırmaz, aksine herkese kulak verir. Ama siz tam tersini yapıyorsunuz. Kusura bakmayın ama bu tavrınız, Anadolu Üniversitesi’nin kurumsal ağırlığına gölge düşürüyor. Ben bir gazeteci olarak daha önce söyledim, yine söylüyorum: Peşinizdeyim, takipçinizim. Eleştiren gazeteciyi görmezden gelerek kurtulabileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu tutumunuz devam ettikçe yazmaya, sormaya ve takip etmeye devam edeceğim. Çünkü bu şehirde gerçek büyüklük, basını ayırarak değil, kapsayarak gösterilir.

Soruyorum Sayın Rektör

Bu dışlayıcı tutum ne zaman son bulacak?
Gerçekten iletişimci bir profesör olduğunuzu bizlere ne zaman hissettireceksiniz?

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *