Şükürden Şekere: Eskişehir'de Bayram Coşkusu ve Osmanlı'nın Görkemli Saray Gelenekleri
Ramazan ayının manevi iklimini geride bırakırken, Ramazan Bayramı’nın getirdiği heyecan ve telaş tüm Eskişehir’i sardı. Arife gününde çarşı ve pazarlarda alışveriş yoğunluğu zirveye ulaşırken, evlerde de temizlik ve hazırlık telaşı hız kazandı. Bayramın o birleştirici, sevgi dolu ve paylaşımcı ruhu, sokaklardan taşarak evlerin en derin köşelerine kadar hissediliyor.

Bayram namazı saat kaçta?
Ramazan Bayramı kapsamında en çok merak edilen konulardan biri de bayram namazı saatleri oluyor. 2026 yılı için açıklanan takvime göre, Eskişehir’de bayram namazı sabah saat 07.32’te kılınacak.
Bayram namazı, güneş doğduktan yaklaşık 45 dakika sonra cemaatle birlikte eda ediliyor. Bu nedenle vatandaşların namaz saatinden önce camilerde hazır bulunmaları öneriliyor.
Uzmanlar, özellikle bayram sabahlarında yoğunluk yaşandığını hatırlatarak, erken saatlerde camilere gidilmesinin hem düzen hem de ibadetin huzur içinde yapılması açısından önemli olduğunu vurguluyor.
Sokakları Saran "Tatlı" Telaş ve Unutulmayan Gelenekler
Bayram sabahı erken saatlerde kılınan namazla başlayan kutlamalar; aile ziyaretleri, büyüklerin ellerinin öpülmesi ve çocukların o masum sevincine ortak olunmasıyla devam ediyor. Bayram denince akla ilk gelen detaylardan biri de şüphesiz ağızları tatlandıran ikramlar. Misafirlere sunulan özenli çikolatalar, lokumlar, cevizli baklavalar ve yöresel ev yapımı şerbetler, bayram sofralarının baş köşesinde yerini alıyor.
Bu dönemin asıl kahramanları ise şüphesiz çocuklar. Yeni bayramlıklarını giymenin heyecanını yaşayan çocuklar, kapı kapı dolaşarak topladıkları şekerler ve harçlıklarla mahalle kültürünün o sıcak yapısını yaşatmaya devam ediyor. Komşuluk ilişkilerini güçlendiren bu gelenek, Eskişehir'in sıcak sokaklarında varlığını sürdürüyor.

Bayramın Az Bilinen Yüzü: "Şeker" mi, "Şükür" mü?
Günümüzde "Şeker Bayramı" olarak da anılan bu dönemin geçmişinde, pek bilinmeyen ilginç detaylar saklı:
İsim Karmaşası: Osmanlı döneminde bu bayrama aslında manevi doygunluğu ifade eden "Şükür Bayramı" deniliyordu. Ancak Osmanlı alfabesinde "şükür" ve "şeker" kelimelerinin (شكر) birebir aynı yazılması, zamanla kelimenin halk arasında "Şeker Bayramı" olarak okunmasına ve öyle yerleşmesine neden oldu.
Top Atışları: Osmanlı döneminde bayram sabahlarının gelişi, halka coşkulu top atışlarıyla müjdelenirdi.
Bayramlık Akçe: Günümüzde çocuklara verilen kağıt paraların yerini, eski zamanlarda "bayramlık akçe" adı verilen özel harçlıklar tutardı.
Yenilenme Sembolü: Bayramda yeni kıyafetler giymek, sadece bir gösteriş değil; ruhsal bir "yenilenme" ve "temiz bir başlangıç" yapma arzusunun sembolüydü.
Küresel Eğlence: Dünyanın pek çok farklı kültüründe bayram süresince devasa panayırlar ve lunaparklar kurularak bu özel günler bir festival havasında kutlanıyor.

Geçmişe Yolculuk: Sarayda İhtişam ve Hiyerarşi
Halk arasında bayram bu denli sıcak ve samimi yaşanırken, Osmanlı sarayında durum çok daha görkemli ve kurallara bağlıydı. Devletin ihtişamını yansıtan ve "Muayede" (Bayramlaşma) adı verilen törenler, günlerce konuşulacak bir görsel şölendi. İşte saraydan günümüze yansıyan bazı çarpıcı detaylar:
Arife Tahtı'nın İhtişamı: Arife günü ikindi vakti, Topkapı Sarayı'ndaki Bâbüssaâde'nin önüne özel bir taht çıkarılırdı. Sadece bayramlarda ve cülus (tahta çıkış) törenlerinde kullanılan bu devasa altın taht, üzeri mücevherlerle süslü yapısıyla göz kamaştırırdı.
Saçak Öpme Merasimi: Bayramlaşma, katı bir hiyerarşi ve protokol ile yapılırdı. Padişah tahta oturduktan sonra sadrazamdan başlayarak tüm devlet erkanı sıraya girerdi. Güvenlik ve derin saygı gereği padişahın eli değil, tahtın yanından sarkan altın sırmalı özel saçak öpülerek bayramlaşılırdı.
Görkemli Bayram Alayı: Saray içindeki merasimin ardından padişah ve devlet erkanı, en gösterişli üniformalarını giymiş askerlerin eşliğinde Ayasofya veya Sultanahmet Camii'ne doğru yürüyüşe geçerdi. "Bayram Alayı" adı verilen bu yürüyüş, İstanbul halkı için unutulmaz bir manzaraydı.
"Atiyye" Geleneği: Bayramda saray görevlilerine ve devlet adamlarına verilen hediyeler sıradan olmazdı. Darphanede o güne özel basılmış, hiç kullanılmamış parlak altın veya gümüş sikkeler, kırmızı ipek keseler içinde "Atiyye" veya "İhsan" adıyla dağıtılırdı.
Buhur ve Gül Suyu: Saraya gelen misafirler, kapıda gümüş ibriklerden dökülen gül suları ve etrafı saran buhur (tütsü) kokularıyla karşılanır; kendilerine akide şekeri, lokum ve çeşit çeşit şerbetler ikram edilirdi.

Bugün Eskişehir sokaklarında yankılanan çocuk gülüşleri ve ikram edilen tatlılar, aslında yüzyıllardır süregelen bu köklü şükür ve neşe geleneğinin günümüzdeki en güzel yansıması olmaya devam ediyor.





