Sosyal Güvenlik Kurumu'nun, sigortalılık başlangıcından önce çalışma gücünü kaybeden kişilere malullük aylığı bağlanmayacağı yönündeki uygulamasını değerlendiren Avukat Serkan İleli, düzenlemenin hukuki dayanağının "5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 25. maddesinin ikinci fıkrası" olduğunu söyledi.
İleli, kanuna göre sigortalının ilk kez çalışmaya başlamadan önce çalışma gücünün en az yüzde 60'ını kaybettiğinin veya meslekte kazanma gücü kaybının bulunduğunun tespit edilmesi halinde malullük aylığından yararlanmasının mümkün olmadığını belirtti. Bu uygulamanın Yargıtay ve Hukuk Genel Kurulu kararlarıyla da yerleşik hale geldiğini ifade etti.
Yaşlılık Aylığı İmkanına Dikkat Çekti
Doğuştan ya da sigortalı olmadan önce engelli hale gelen kişilerin malullük aylığından yararlanamayacağını belirten İleli, bu kişiler için farklı bir sosyal güvence mekanizmasının bulunduğunu söyledi.
İleli, 5510 sayılı Kanun'un 28. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında, 15 yıl sigortalılık süresi ile 3 bin 960 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödenmesi şartıyla yaşlılık aylığına hak kazanılabileceğini dile getirdi.
SGK Kararına İtirazda İzlenecek Yol
Malullük aylığı talebinin reddedilmesi halinde izlenmesi gereken hukuki süreci de anlatan İleli, ilk olarak Sosyal Güvenlik Kurumu kararına karşı Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu'na başvurulması gerektiğini ifade etti.
Buradan da sonuç alınamaması halinde görevli mahkemenin İş Mahkemeleri olduğunu belirten İleli, İş Mahkemelerinde resen araştırma ilkesinin uygulandığını, sağlık raporları arasında çelişki bulunması durumunda ise Adli Tıp Kurumu'ndan ek rapor alınabileceğini söyledi.
Anayasal Haklar Açısından Değerlendirme
Düzenlemenin sosyal devlet ve eşitlik ilkeleri bakımından hukuki tartışmalara konu olabileceğini ifade eden İleli, bu konuda geçmişten bugüne çeşitli davaların açıldığını belirtti.
Anayasa kapsamında sosyal güvenlik hakkı ile adil yargılanma hakkının temel haklar arasında yer aldığını vurgulayan İleli, bu davalarda en önemli unsurun malullük halinin ne zaman meydana geldiğinin doğru şekilde tespit edilmesi olduğunu, yargısal değerlendirmelerde de belirleyici unsurun bu tespit olduğunu ifade etti.




