Spider-Man: Brand New Day ve Peter Parker’ın Yalnızlığı
Her şeyiyle Spider-Man: Brand New Day’in gişe başarısı beni fazlasıyla şaşırttı.
Bunun No Way Home ile yakalanan büyük Spider-Man hype’ından kaynaklandığını söylemek isterdim ama ortada küçük bir problem var: No Way Home bile açılışında bu kadar büyük bir gişe başarısı yakalamamıştı.
O zaman başka bir ihtimal üzerinde düşünmek gerekiyor. Galiba insanlar Spider-Man izlemeyi gerçekten özledi.
Belki de Marvel’ın son yıllardaki bütün multiverse karmaşasının, yeni karakterlerinin ve giderek büyüyen evreninin arasında seyircinin ihtiyacı olan şey aslında çok daha basitti: Mahallenin dost canlısı Spider-Man’ini yeniden görmek.
Ve Brand New Day, tam olarak bunu hatırladığı anlarda çok daha iyi bir film oluyor.
No Way Home sonrasında Peter’ın her şeyini ve herkesi kaybetmesinin üzerindeki etkileri görmek filmin en güçlü taraflarından biri.
Ama film yalnızca Peter’ın kayıplarına yaslanmıyor. Araya serpiştirdiği küçük ve oldukça tatlı detaylarla, üç filmdir özlediğimiz o “Mahallenin Dost Canlısı Örümcek Adam” portresini de yeniden kuruyor.
Örneğin artık “ısıtmalı Stark teknolojisine sahip” bir kostümü olmadığı için kışın soğuğunda Scorpion’la dövüşürken kostümünün üzerine bere ve mont giymesi…
Onu yalnızca güçlü bir süper kahraman olarak değil, mahallesinde yaşayan, üşüyen, parasını düşünen, hayatını bir şekilde devam ettirmeye çalışan genç bir adam olarak görmek. Küçük bir detay gibi görünüyor ama bence 3 filmdir adım adım olgunlaşan peter'ı burada yetişkin kendi ayaklarının üzerinde duran ve yalnız olan bir spider-man izliyoruz.
Ve Brand New Day, bu küçük anlarda gerçekten parlıyor.
Peter artık herkes tarafından unutulmuş durumda. Ama Peter herkesi hatırlıyor. Ve kahramanlık yapmadığı bütün Peter olduğu zamanlarda elinde telefonu ile kaydırarak zaman geçiriyor. Sosyal medya üzerinden Ned ve MJ’in MIT’deki hayatını stalklayıp onlar adına mutlu olmaya çalışırken bir yandan da giderek daha fazla yalnızlığa ve depresyona sürükleniyor.
Bence film, Peter’ın maskesinin yavaş yavaş onun asıl benliği hâline gelmeye başlamasını bu sahnelerde oldukça başarılı hissettiriyor. Peter Parker geri plana çekiliyor.
Spider-Man öne çıkıyor.
Kendini daha fazla işe, daha fazla devriyeye ve daha fazla Spider-Man’liğe atan Peter, özel hayatını tamamen boş vermeye başlıyor. İşte bu da filmin temel problemlerinden birini ortaya çıkarıyor: Örümcek tarafı ağır basmaya başlıyor.
Peter artık Spider-Man olduğunda kendini daha rahat hissediyor. Çünkü Peter Parker olmak ona kaybettiklerini hatırlatıyor; Spider-Man olmak ise ona hâlâ bir amacı olduğunu hissettiriyor.
Bence filmin psikolojik açıdan en ilginç tarafı tam da burada.
İlk fragmanlar yayınlandığında açıkçası benim en merak ettiğim şeylerden biri tam teşekküllü bir Man-Spider görüp göremeyeceğimizdi. Peter’ın giderek Spider-Man kimliğine teslim olması ve fiziksel dönüşüm ihtimalinin ortaya çıkması gerçekten heyecan vericiydi. Ama işler oraya kadar gitmiyor.
Tom Holland’ın çeşitli röportajlarda anlattığına göre yapım ekibi Man-Spider ihtimalini de konuşmuş. Ancak filmin yalnızca yetişkinlere yönelik karanlık bir korku filmine dönüşmemesi ve çocukların da izleyebileceği bir Spider-Man filmi olması gerektiği düşüncesiyle bu fikirden vazgeçilmiş.
Açıkçası bu kararı anlayabiliyorum. Sonuçta Marvel sinemaya çok geniş bir kitleyi çekmek istiyor ve yaş sınırını da 12de tutması lazım.
Jean Grey için ayrıca bir parantez açmak gerekiyor.
Bence oyuncu seçimi oldukça başarılı. Üstelik karakter için genç bir oyuncunun tercih edilmiş olması bana Marvel’ın Jean Grey’i uzun vadeli bir planın parçası olarak gördüğünü düşündürüyor. Yani günün birinde bizde acaba Jean Grey’i ileride kendi filminin başrolünde izleyebilir miyiz?
Bence hiç şaşırtıcı olmaz. Ama çok yakın bir tarihte de gerçekleşebileceğini düşünmüyorum.
Filme dair katılmadığım yorumlardan biri de Brand New Day’in yalnızca bir “geçiş filmi” olduğu düşüncesi.
Hayır. Bence bu film bir geçiş filmi değil.
Evet, bu filmden sonra Spider-Man filmleri devam edecek. Evet, bize başka bir kahramanın origin hikâyesini de anlatıyor. Evet, gelecekte kullanılabilecek pek çok kapı açık bırakılıyor.
Ama bunların hiçbiri filmi yalnızca bir sonraki filme bağlanan bir ara durak hâline getirmiyor. Hatta benim için tam tersi.
Bu film, No Way Home filminin kapanışı gibi. Çünkü Peter Parker’ın yaptığı hataların bedelini ödemesini izliyoruz. No Way Home sonunda Peter herkesi kurtardı ama bunun karşılığında herkes onu unuttu. Büyük güç büyük sorumluluk getiriyordu ve devamını biliyorsunuz zaten. Brand New Day ise bu kararın sonrasına bakıyor.
Peter artık kahramanlığının bedelini yalnızlıkla ödüyor. Dolayısıyla film bana “Yeni macera başlıyor” demekten çok, “Peki Peter, şimdi yaptıklarınla nasıl yaşayacaksın?” sorusunu soruyor. Ve bence bu, filmi bir geçiş filminden çok daha anlamlı hâle getiriyor.
Gelelim filmin benim en çok konuşmak istediğim karakterlerinden birine:
Punisher.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerektiğini düşünüyorum. Bu filmdeki Punisher’ı, dizide izlediğimiz Punisher’ın birebir devamı gibi değerlendirmemek lazım. Çünkü burada daha merhametli, daha şefkatli ve Peter Parker’la ilişkisi sayesinde daha yumuşak bir Punisher görüyoruz.
Filmde “Bu bir eğlence değil” derken kendisi de sanki bütün film boyunca eğleniyormuş gibi hissettirmesi ise benim için biraz ironikti. Ama belki de sorun karakterde değil, benim beklentimde.
Çünkü Punisher deyince benim aklıma doğrudan Daredevil geliyor.
Punisher’ı gerçekten tanımak istiyorsanız sizi önce Daredevil’ın ikinci sezonuna alabilirim. Orada karakterin geçmişinin ve dönüşümünün çok daha güçlü bir şekilde işlendiğini düşünüyorum.
Jean Grey’in origin hikâyesini burada izlediğimiz gibi, Daredevil’ın ikinci sezonunda da iyi işlrnmiş bir Punisher origin hikâyesi izleyebilirsiniz. Sonra dönüp Brand New Day’deki Punisher’a bakarsınız. Ve belki benim gibi biraz eski Punisher’ı özlersiniz.
Şimdi gelelim bütün bunların sonunda benim asıl kararımı vermeye.
Spider-Man: Brand New Day, en iyi Spider-Man filmi değil.
Bence bunun tartışılacak pek bir tarafı da yok.
No Way Home, üç Spider-Man’i tek filmde buluşturmayı başarmışken ve bunu yalnızca nostalji uğruna değil, karakterlerin hikâyeleriyle de anlamlı hâle getirmişken onun üzerine çıkmak gerçekten çok zor.
Ama Brand New Day kötü bir film de değil. Tam tersine, keyifle izlenebilen, sıkılmaya başlamadan jenerik başlayan ve zaman zaman Spider-Man’in özünü hatırlatan bir film.
Galibe Sorun bendeydi, beklentilerimdeydi. Belki daha fazla dövüş sahnesi bekledim. Belki daha büyük aksiyonlar görmek istedim. Belki de filmin başından beri kötü olarak tanıtılan karakterin yine filmin sonunda birkaç duygusal cümle ile ikna edilmesi idi.
Ama salondan çıktığımda “İyi ki izledim” diyebildim. Yalnız filme gidecek olanlara küçük bir tavsiye: Beklentiyi biraz düşürün. Çünkü Brand New Day, size No Way Home deneyimini tekrar yaşatmaya çalışmıyor. Ve belki de en doğrusu bu.
Ve tabii ki after credits… Film bittiğinde iki kişinin salondan çıktığını gördüm. Guys c'mon
Dördüncü Spider-Man filmine kadar gelmişiz. After credits beklemek artık normalimiz değil miydi. Ve salonda az kişi beklediğinden galiba creditsleri hızlıca atlayıp bize hemen after credis izlettiler buradan makiniste teşekkürlerimi sunuyorum.
Gerçi bu seferki sahnenin çok büyük bir şey anlattığını düşünmüyorum. Sadece bir Secret Wars göndermesi vardı.
Benim puanım? Beklentimin altında kaldı ama salondan pişman çıkmadım.
Şimdi sıra sizde. Siz Spider-Man: Brand New Day hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce film gerçekten bir geçiş filmi miydi, yoksa benim gibi üçüncü filmin kapanışı olarak mı görüyorsunuz? Jean Grey’in geleceğini nasıl buldunuz? Punisher’ın bu versiyonunu sevdiniz mi?
Sizce after credits sahnesi gerçekten Secret Wars göndermesi miydi?
Düşüncelerinizi benimle paylaşmayı unutmayın.
Haftaya görüşürüz.