O Sene, Bu Sene mi? Eskişehirspor’un Diriliş Reçetesi
Geçen sezonun son düdüğü çaldığında, o final serüveninin yarattığı burukluğu ve o kırılma anını hepimiz ciğerlerimizde hissettik. Eskişehirspor gibi devasa bir camia için alt liglerde geçen her gün, uzatılmış bir sürgün gibi. Fakat futbolun en güzel yanı bu: Her yeni sezon, beyaz bir sayfa ve sil baştan başlayan bir umut demektir.
Bugün Eskişehir ve Bolu kamplarını geride bırakmış, sezona "vira bismillah" demeye hazırlanan bir Eskişehirspor var karşımızda. Sezon öncesi son antrenman sahasından gelen sesler, sadece bir hazırlık döneminin bittiğini değil; içeride çok başka bir havanın yakalandığını müjdeliyor.
Mayıs ayından bu yana yürütülen akılcı transfer politikası ve geçen senenin iskeletini koruma kararlılığı, kağıt üstünde hedefe kilitlenmiş bir takım çıkarıyor karşımıza. Yönetimin ve teknik heyetin dili son derece net: "Bu kez işi şansa, yani play-off piştisine bırakmayacağız. Lider çıkacağız." Sert, maçı bol ve fiziksel gücü yüksek bir gruptayız; kabul. Ama kabul etmemiz gereken bir diğer gerçek var ki, bu liglerin üstünde bir şehir ve camia gücüne sahibiz.
Tabii madalyonun bir de taraftar yüzü var. Tribünlerin cezalı olduğu ilk üç haftalık periyot, kuşkusuz en büyük handikap. Bir futbol takımı için 12. adam neyse, Eskişehirspor için taraftar tam olarak odur: Sahadaki +1 güç, itici motor force. Futbolcuların "Onların yokluğunu koşarak, daha fazla savaşarak kapatacağız" bilincinde olması çok kıymetli.
Yeni transferlerin Eskişehir’e geliş motivasyonu ise sanırım en çarpıcı nokta. Buraya sadece maça çıkmaya değil, "Bir devin yeniden diriliş öyküsünde imzam olsun" diye gelen kramponlar var. Bu ruh yakalandıysa, o tribünler cezası bitip dolduğunda önünde kimse duramaz.
Korkusuz, ne yaptığını bilen ve geçmişin hatalarından ders çıkarmış bir Es-Es izlemeye hazırsak; o şampiyonluk kupası bu şehre öyle ya da böyle gelecek. Yeter ki o diriliş inancını sahada da tribünde de kaybetmeyelim.