Neden Aynı Kıyafet
Kılık Kıyafet Serbest Olmalı
Okullarda kılık kıyafet serbest olmalı mı, olmamalı mı?
Bu konu zaman zaman gündeme geliyor, tartışılıyor, sonra başka bir gündemin arasında kaybolup gidiyor. Oysa mesele sadece çocuğun ne giyeceği meselesi değil. Bir çocuğun nasıl yetiştirildiği, kendisini nasıl ifade ettiği, farklılıklarla nasıl ilişki kurduğu ve toplumsal hayata nasıl hazırlandığıyla doğrudan ilgili.
Ben okullarda kılık kıyafetin serbest olması gerektiğini düşünüyorum. Üstelik bunun öncelikle ilkokuldan başlaması gerektiği kanaatindeyim.
Çünkü çocuk, daha küçük yaşlardan itibaren kendisini ifade etmeyi öğrenmeli.
Elbette okulun bir disiplin alanı olduğu gerçeğini göz ardı etmiyorum. Belirli sınırlar, kurallar ve ortak yaşam kültürü elbette olmalı. Ancak ortak yaşam kültürü ile herkesi aynı kalıba sokmak aynı şey değildir.
Aynı kıyafet, aynı çocuk demek değildir
Bir sınıfa girdiğinizde yirmi, otuz çocuğun aynı kıyafet içerisinde olduğunu düşünün.
Dışarıdan bakıldığında düzenli, eşit ve disiplinli bir görüntü vardır.
Ama o kıyafetlerin içinde birbirinden tamamen farklı çocuklar bulunmaktadır.
Kimi içine kapanık, kimi çok hareketli; kimi sanatla ilgileniyor, kimi spora meraklı; kimi kendisini konuşarak ifade ediyor, kimi yazıyla; kimi ailesinin ekonomik durumunu kıyafetiyle belli etmek istemiyor, kimi ise kendine özgü bir tarz oluşturmak istiyor.
Çocukların hepsinden aynı görünmelerini istemek, onları gerçekten eşitlemek anlamına gelmez.
Eşitlik, herkesin aynı görünmesi değildir.
Eşitlik, farklılıklarıyla birlikte herkesin aynı değere sahip olduğunu hissettirebilmektir.
Bu daha önce denendi ve dünya yıkılmadı
Kılık kıyafet serbestliği daha önce ülkemizde de uygulandı. Öyle büyük bir toplumsal kaos yaşanmadı.
Çocuklar okula geldi, derslerine girdi, sınavlarını oldu, arkadaşlarıyla oynadı.
Bugün de kurslarda, etütlerde, yaz okullarında ve çeşitli eğitim etkinliklerinde çocukların çoğu serbest kıyafetle bulunuyor.
Dershanelerde de serbest kıyafet uygulaması yıllardır hayatımızın bir parçası.
Peki ne oluyor?
Çocuk derse giriyor.
Öğretmen dersini anlatıyor.
Öğrenci arkadaşlarıyla iletişim kuruyor.
Eğitim devam ediyor.
Demek ki eğitimin niteliğini belirleyen temel unsur çocuğun üzerindeki kıyafet değil.
Çocuk sokakta kendisi, okulda neden başka biri?
İşin daha ilginç tarafı şu:
Çocuk okuldan çıktığında zaten serbest.
Sokakta oynarken serbest.
Parkta serbest.
Arkadaşının evine giderken serbest.
Yaz kursunda serbest.
Etütte serbest.
Spor yaparken serbest.
Peki okul kapısından içeri girdiğinde neden bir anda başka bir kalıba girmek zorunda?
Çocuğa aslında şunu söylemiş olmuyor muyuz?
“Buraya kadar kendin olabilirsin, buradan sonra bizim belirlediğimiz biçimde görünmelisin.”
Oysa okul sadece bilgi verilen bir yer değildir.
Okul aynı zamanda çocuğun kişiliğinin, özgüveninin, sosyal ilişkilerinin ve bireysellik duygusunun geliştiği önemli bir yaşam alanıdır.
Bireysellik bencillik değildir
Çocukların kendi kıyafetlerini seçebilmesi, onlara sınırsız bir özgürlük vermek anlamına gelmez.
Tam tersine, doğru sınırlar içerisinde seçim yapmayı öğrenmek bir eğitimdir.
“Bugün bunu giymek istiyorum.”
“Bu renk hoşuma gidiyor.”
“Bu kıyafet içerisinde kendimi daha rahat hissediyorum.”
Bunlar basit gibi görünen ama çocuğun karar verme becerisini geliştiren küçük adımlardır.
Bir çocuğun kendi tercihlerini yapabilmesi, ileride kendi hayatıyla ilgili daha önemli kararları verebilmesinin de altyapısını oluşturur.
Elbette yaşına uygunluk, temizlik, güvenlik ve okulun eğitim ortamına uygunluk gibi temel kurallar olabilir.
Özgürlük, kuralsızlık değildir.
Özgürlük, makul sınırlar içerisinde tercih yapabilmektir.
“Ya zengin çocuk, fakir çocuk belli olursa?”
Kılık kıyafet serbestliğine karşı çıkanların en önemli gerekçelerinden biri de budur.
“Çocuklar arasında ekonomik farklılıklar ortaya çıkar.”
Bu endişeyi tamamen önemsiz görmem.
Ancak burada başka bir soru sormamız gerekiyor:
Çocuklar zaten ekonomik farklılıkları görmüyor mu?
Ayakkabısından görüyor.
Telefonundan görüyor.
Çantasından görüyor.
Beslenme çantasından görüyor.
Tatile gidip gitmediğinden görüyor.
Doğum günü kutlamalarından görüyor.
Ailesinin sahip olduğu imkânlardan görüyor.
Yani aynı kıyafeti giydirmek, ekonomik farklılıkları ortadan kaldırmıyor.
Belki de asıl yapmamız gereken, çocuklara farklılıkların utanılacak bir şey olmadığını öğretmek.
Bir çocuğun diğerinden daha pahalı ayakkabısı olabilir.
Bir diğerinin olmayabilir.
Bunun üzerinden üstünlük kurmak yanlışsa, çocuğa bunu öğretelim.
Çözüm, farklılıkları görünmez hale getirmek değil; farklılıklarla birlikte yaşayabilmeyi öğretmektir.
Avrupa yapıyor, biz neden yapmayalım?
Dünyanın birçok ülkesinde çocukların okul kıyafetleri konusunda daha esnek uygulamalar bulunuyor.
Burada “Avrupa yapıyor, biz de yapalım” demek elbette tek başına yeterli bir gerekçe değildir.
Her toplumun kendi şartları vardır.
Ama başka ülkelerin uygulamalarına bakmak, “Acaba biz neden böyle yapıyoruz?” sorusunu sormak açısından önemlidir.
Yıllardır dünyaya bakıyoruz.
Eğitim sistemlerini inceliyoruz.
Çocukların özgüvenini, yaratıcılığını, problem çözme becerisini artırmak için çeşitli yöntemler arıyoruz.
Sonra çocuğun üzerindeki kıyafeti aynılaştırmayı hâlâ eğitimin önemli unsurlarından biri olarak görüyoruz.
Bence burada bir çelişki var.
İlkokuldan başlamalı
Ben olsam bu uygulamayı özellikle ilkokuldan başlatırım.
Çünkü kişiliğin temellerinin atıldığı dönemlerden biri çocukluk.
Çocuğa daha o yaşlarda “Sen de varsın” diyebilmek önemli.
Kendi seçimini yapmasına izin vermek.
Arkadaşının farklı seçimine saygı göstermesini öğretmek.
“Ben bunu seviyorum ama arkadaşım başka bir şeyi seviyor” diyebilmesini sağlamak.
Bunlar sadece kıyafet meselesi değildir.
Bunlar aynı zamanda demokrasi kültürünün, hoşgörünün, bireysel sınırların ve birlikte yaşama becerisinin küçük yaşlarda öğrenilmesidir.
Belki de okulun asıl görevi budur.
Çocuğu kalıba değil, hayata hazırlayalım
Çocuk büyüdüğünde üniversiteye gidecek.
İş hayatına atılacak.
Farklı insanlarla aynı ortamda çalışacak.
Farklı düşüncelere sahip insanlarla karşılaşacak.
Kendisinden farklı giyinen, farklı düşünen, farklı yaşayan insanlarla aynı toplumda yaşayacak.
O halde çocuklarımızı sadece aynı kıyafeti giymeye değil, farklılıklarla birlikte yaşamaya hazırlamalıyız.
Çünkü hayatın kendisinde üniforma yok.
Sokakta yok.
İş hayatında çoğu zaman yok.
Üniversitede yok.
Toplumun içinde yok.
Öyleyse okulun da çocuğu hayattan kopuk bir kalıbın içinde yetiştirmesi ne kadar doğru?
Ben çocukların okulda temiz, düzenli, yaşına ve eğitim ortamına uygun giyinmesini elbette isterim.
Ama bunun için herkesin aynı kıyafeti giymesi gerektiğine inanmıyorum.
Bırakalım çocuklarımız kendi seçimlerini yapmayı öğrensin.
Bırakalım birbirlerinin farklılıklarını görsünler.
Bırakalım biri diğerinin kıyafetine bakıp küçümsemek yerine insanın değerinin üzerindeki kıyafetle ölçülemeyeceğini öğrensin.
Çünkü eğitim, çocuğun sadece bilgi sahibi olması değildir.
Eğitim aynı zamanda onun kendisi olabilmesi, başkasının farklılığına saygı duyabilmesi ve özgür iradesiyle karar verebilen bir birey haline gelebilmesidir.
Kısacası;
Çocukları aynılaştırmak yerine eşitleyelim.
Kalıba sokmak yerine kişilik kazandıralım.
Ve belki de en önemlisi, çocuklara daha küçük yaşlarda şunu öğretebilelim:
“Sen kendin olabilirsin. Ama senin kadar farklı olan başkasına da saygı göstermek zorundasın.”
Bence gerçek eğitim tam da burada başlıyor.