Bu Ülkede Çocuklar Büyümüyor, Biz Küçülüyoruz
Bu ülkede çocuk olmak, artık masum bir başlangıç değil; erken yaşta omuzlarına yük bindirilen, sessizliği erdem sanılan, yoksunlukla terbiye edilen bir hayata giriş bileti hâline gelmiş durumda ve biz bunu her gün normalleştirerek izliyoruz. Gündem çok yoğun deniyor, her sabah yeni başlıklar, yeni tartışmalar, yeni krizlerle uyanıyoruz ama nedense bu yoğunluğun içinde çocuklar hep en sona bırakılıyor; çünkü çocuklar bağırmıyor, oy vermiyor, hesap sormuyor, sadece yavaş yavaş eksiliyor.
Okula giden bir çocuğun çantasındaki eksik, yalnızca bir defter ya da kalem değildir; o eksik, devletin, toplumun ve yetişkinlerin birbirine pasladığı bir sorumluluğun somut hâlidir. Annesinin “idare edelim” cümlesiyle büyüyen çocuk, matematikten önce sabretmeyi, hayal kurmaktan önce beklemeyi öğrenir ve daha on yaşına gelmeden dünyanın adil bir yer olmadığı gerçeğiyle tanıştırılır. Bu bir tesadüf değildir; bu, göz göre göre sürdürülen bir düzendir.
Sokakta çalışan, evde kardeş bakan, okuldan çok hayatı taşıyan çocuklar vardır ve bu çocuklar ne zaman gündeme gelse, mesele birkaç fotoğrafla, birkaç duygusal cümleyle geçiştirilir; ardından herkes kendi konforuna geri döner. Oysa bir ülkede çocuklar çalışıyorsa, o ülke sadece yoksul değil, aynı zamanda ihmalkârdır. Bir ülkede çocuklar susuyorsa, o suskunluk masum değil, öğretildiği için vardır.
Biz büyükler sürekli konuşuruz; ekonomi konuşuruz, siyaset konuşuruz, gelecek konuşuruz ama çocukların neden hayal kurmaktan vazgeçtiğini konuşmayız. Çünkü bu sorunun cevabı rahatsız edicidir: Hayal kurmak, karnı aç bir çocuğun lüksü olarak görülür bu ülkede. Gelecek planları yapılırken, çocukların bugünü hep ertelenir.
Ve şunu artık açıkça söylemek gerekir: Bir ülkede çocuklar korunamıyorsa, orada hiçbir başarı hikâyesi gerçek değildir. Rakamlar ne söylerse söylesin, büyüme masalları ne kadar süslenirse süslensin, çocukların yük taşıdığı bir düzenin adı ilerleme olamaz. Bu yüzden mesele sadece çocuklar değil; mesele, onların yükünü görmezden gelen herkesin aynaya bakma cesaretidir.Çünkü çocukların kaybolduğu bir ülkede, gündem ne kadar yüksek sesle konuşulursa konuşulsun, asıl sessizlik vicdanlardadır.
